her dil toplum gerçeğini ayrı bir yönden yansıttığı için ayrı toplumların dünyaları birbirinden farklıdır.

her dil toplum gerçeğini ayrı bir yönden yansıttığı için ayrı toplumların dünyaları birbirinden farklıdır.i bilgi90’dan bulabilirsiniz

Türk Yurdu Dergisi

Türk Yurdu Dergisi

Yeri olanın ili olur, ili olanın dili olur,
dili olanın düzeni olur, düzeni olanın evi olur,
evi olanın oğlu olur, kızı olur,
yemesine yemeği olur. **

        Dilbilime göre dilin işlevleri, anlatım, çağrı, sanatsal, üstdil, ilişki ve gönderme olarak sınıflandırılırken; dil sosyolojisi kuramları, dili aynı anda bir bildirişim ve temsil sistemi olarak inceler. Dil, bir yandan bildirişimin en önemli aracı olarak rol oynarken öte yandan toplumsallaşma ve kimlik oluşturmanın yapıtaşıdır. Anlaşma eylemleri koordine etme ve toplumsallaştırma, bu alanda dilin en önemli işlevleridir. Bilgi sosyolojisi kurumları ise, dili toplumsal düzeyde paylaşılan bir dünya görüşü sağlayan temsil sistemi olarak görür. Bu açıdan bir dili konuşma aynı dili konuşan başkalarıyla aynı gerçekliği paylaşma anlamına gelmektedir. Bu da dilin ortak kimliğin oluşmasında büyük rol oynadığını göstermektedir.

        
Dilin araç işlevini gördüğü durumlarda, sembolik değerine yapılan vurgu gruptan gruba değişiklik gösterdiği gibi zamanla değişebilmesinin yanında; araç işlevini yitirdiği hâlde sembolik işlevlerini sürdürdüğü durumlarla da karşılaşılabilir. Dile ilişkin insan hakları metinlerinde dilin kültürel miras açısından önemi kadar, birey ve grup kimliklerinin korunmasındaki önemine de atıfta bulunulmaktadır.

        
Benveniste’ye göre, dilden ayrı insana ulaşmak; onu kendine indirgenmiş ve ötekilerin varlığını tasarlamaya çabalarken bulmak mümkün değildir. Dil konusundaki düşünce akımları, dil-toplum arasındaki ilişkiye bakışlarını; dilin toplumsal yapıyı belirlemesi; toplumsal yapının dili belirlemesi; dil ile toplumsal yapının birbirlerini belirlemesi ve dilin de toplumsal yapının da üçüncü bir unsur tarafından şekillenmesi olarak gruplandırılmaktadır.

        
İnsanlar kimi zaman; aynı dili konuşan topluluk, toplumsal grup, etnik grup ya da millet olarak adlandırılmaktadır. Mesela Aksan, “Her Yönüyle Dil” adlı eserinde, dilin “Bir yandan insanoğlunun… konuşma yeteneğine, bir yandan da insanın bağlı bulunduğu milletin anlaşma sonucu ortaya koyduğu belirtilerden, sözlüklerden oluşan dizgeye dayandığını” söylerken bir dili konuşan birimi millet olarak tanımlamaktadır. Dilin bir milletin “manevi yaşantısının” tezahürü olduğu ve dilini kaybeden milletin yok olacağı düşüncesini dile getirenlerin karşısında bu fikri romantizmin sonucu olarak görenler de vardır. Unutmamamız gerekir ki; her dilin gerçeği ayrı biçimde yansıttığı ve kişinin dünyayı konuştuğu dil aracılığıyla algıladığı görüşüdür.

        
Ayrıca dilin bir milletin “manevi yaşantısının” tezahürü olduğu ve dilini kaybeden milletin yok olacağı düşüncesini, Rusların Çarlık Dönemi’nde başlayıp Sovyetler döneminde sistemli bir şekilde devam ettirdiği dil politikalarının sonuçlarını göstermek yeterli olur. Dil ile siyaset arasındaki ilişkinin giderek artan önemini dilin kimlikteki rolü kadar, modern toplum ve modern devletin işleyişinde de aramak lazımdır. Modern siyasi sistemlerin kişilerin katılımına dayandığı ve bu katılımda dilin merkezi bir rol oynadığı, eğitim ve medyanın büyük önem taşıdığı bilinmektedir.

        
Ortak bir dil, toplumun gereksinimlerini karşılayan ve toplumun bütün katmanlarına anlamlı roller vererek katılımlarını arttıran kurumların gelişmelerini sağlayabilir. Ulusal dil genellikle resmî dil olur, ancak resmî dil her zaman ulusal dil olmayabilir sömürge ülkeleri örneğinde olduğu gibi.

        
Dünya nüfusunun yarıdan fazlasının iki dilli ve çok dilli olduğunun iddia edildiği bir ortamda iki dillilik ve çok dilliliğin yaşanması çeşitli sebeplere bağlanabilir. Aynı coğrafyada yeni bir topluluğun dili, yerli bir topluluğun üzerinde üstünlük kurup, yerleşebilir, Kırgızistan ve Kazakistan’da Rusça, Tanzanya’da İngilizce gibi. Bir coğrafya birden fazla etnik grubun vatanı olabilir ve dil diğerlerinden sayıca daha fazla kişi tarafından kullanılıyor olabilir, Kıbrıs’ta Türkçe ve Rumca gibi. Çift dilli bu toplumlarda, genellikle yüksek dil ve düşük dil olarak adlandırılan statüleri ve alanları farklı dil ya da dil çeşitleri bulunur. Keza iki binli yıllara kadar Doğu Bloku’nda yüksek dil olarak görülen Rusça daha çok resmî ortamlarda öğrenilmiş ve resmî söylem işlevlerini yerine getirmiştir. Düşük statüde bir dil olan Kazak Türkçesi, Kırgız Türkçesi vb. ise resmî olmayan ortamlarda kullanılmıştır. Burada önemli olan husus, genellikle dillerden birinin egemen olduğu alanların bulunmasıdır. Adı geçen coğrafyalarda yüksek ve düşük statüdeki dillerin rekabet içinde olmayıp kendi alanlarında egemen olmayı sürdürdüğü yıllarda anadili aleyhine istikrarlı bir çift dillilik ortaya çıkmıştır. Bağımsızlıkla birlikte anadillerin Rusçanın egemen olduğu alanlarda etkili olmaya başlaması yani Rusçanın alan kaybetmesi, tek başına bireylerin bu dili yitirdiklerinin ya da değiştiklerinin göstergesi olarak değerlendirilemez. Rusça işlevsel potansiyelini yitirdiği için değil, bütün alanlarını yitirdiğinde, başka deyişle onunla konuşan, yazan kimse kalmadığında ancak tek dillilik söz konusu olabilecektir.

        
Hâkim dilin diğer diller üzerindeki etkisinin aşırı olması söz konusu dillerin benliğinin zayıflamasına yol açar. Temel söz varlığına inerek dilin pek çok kavramının kendi öğeleriyle anlatım bulmasına, eğitim ve öğretimin ana diliyle gerçekleştirilmesine engel olur. Bu nedenle bireylerde dil farkındalığı oluşturmak çok önemlidir. Büyükkantarcıoğlu’na (2003: 20) göre dil farkındalığı; “Bireyin kendi sözlü ve yazılı dil kullanımını da denetleyebileceği bir biçimde sözcük seçiminden biçimbirimsel, sözdizimsel ve anlamsal yapı doğruluğuna, yazım ve noktalama kurallarından düşünce düzenleme ve aktarma becerisine kadar ana dilin doğru ve etkin kullanımına yönelik geliştirdiği bilinçli bir dil kullanım duyarlılığıdır.”. Doğuştan getirilen dil yetisi, sosyal çevre ile ana dile ait ilk bilgilerin edinilmeye başlandığı andan itibaren örtük bir şekilde dil kullanımına yönelik duyarlılığın temellerinin atılmasını sağlamaktadır. Örgün eğitim bu bilgileri açık hâle getirmekte ancak farkındalık için bilgilerin yeniden örtük hâle dönüşmesi gerekmektedir.

        
Bizim dilimiz açısından baktığımızda Osmanlı döneminde “Türkçe” devlet dilidir ve resmî işlerde Türkçenin kullanılmasına önem verildiği görülmektedir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Türkçenin resmî dil olarak kanunlaşması ilk anayasa olarak kabul edilen ve 7 Zilhicce 1293(1876)’te çıkan “Kanun-i Esasi”nin; “Memalik-i Osmaniye’de bulunan akvamdan her biri kendilerine mahsus olan lisanı talim ve taallümde muhtardır. Fakat hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin lisan-ı resmisi olan Türkçeyi bilmek şarttır.” şeklindeki 12. maddeye getirilen itirazlar üzerine bu madde; “Teba-i Osmaniyenin hidemat-ı devlette istihdam olunmak için devletin Lisan-ı resmîsi olan Türkçe’yi bilmeleri şarttır.” şeklinde değiştirilmiştir. Burada üzerinde durulması gereken “…devletin lisan-i resmisi…” ifadesidir. Ayrıca aynı anayasanın 57. maddesi “Parlâmentoda yapılacak konuşmaların Türkçe olması”; 18. maddesi, milletvekili seçilebilmek için Türkçe bilme şartını getirmiştir. “Devlet-i Osmaniye tabiiyetinde bulunan efradın cümlesine herhangi din ve mezhepten olur ise olsun bila istisna Osmanlı tabir olunur” (madde 8) ibaresi ile Kanun-i Esasi din ve mezhep ayrımı yapmaksızın Osmanlı tabiiyetinde olan herkese “Osmanlı” denileceğini kurala bağlamış ve devlet memuru olabilmek ve Meclise vekil olarak seçilebilmek için Türkçe bilmeyi şart koşmuştur. 57. madde ise parlamentonun müzakere dilinin Türkçe (lisan-ı Türki) olduğu şeklindedir.

        
Eğitim dilinin resmî dil çerçevesinde ele alınıp alınmayacağını açıklayan 16. maddede de “Milel-i muhtelifenin umur-u itikadiyelerine müteallik olan usul-ü talimiyeye halel getirilmeyecektir.” ifadesi tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Osmanlı İmparatorluğu’nun son döneminde modernleşme çalışmaları ve eğilimleri içinde dil politikaları öncelikli bir yere sahip olduğunu söyleyemeyiz. Dil konusunda “maddi planlama” girişimleri, yani dilin sadeleştirilmesi konusu ön plana çıkarılmış “statü planlaması” kapsamında ancak yeni açılacak devlet okullarında eğitim dili olarak Türkçenin benimsenmesi noktasında bir şeyler yapılmıştır. İmparatorluk içindeki tüm ilköğretim kurumlarında Türkçeyi mecburi kılma 1894 yılında II. Abdülhamit tarafından yayımlanan resmî bir emirle başlamıştır. Öncesinde, İmparatorluk sınırları dâhilinde Müslim ya da gayrimüslimler tabi oldukları devletin dilini eğitim kurumlarında öğrenme ve öğretme zorunluluğu olmadığı gibi bu yolda herhangi bir gayret veya çalışma da yapılmamıştır. Özellikle gayrimüslimler bu serbestlikten sonuna kadar yararlanmışlar ve kendi dillerinde eğitimi cumhuriyet dönemine ve sonrasına kadar taşımışlardır. Müslüman topluluklar içerisinde bazı milletler Boşnaklar, Arnavutlar veya Araplar örneğinde olduğu gibi kendi dillerinde eğitim kurumlarına sahip olmuş ve geçen asırlar içerisinde dil kaybı yaşamamışlardır. “Hepimiz Osmanlıyız. Aynı hanedana bağlıyız. O vatan üzerinde bir arada yaşama azmiyle varlığımızı muhafaza edebiliriz.” düşüncesine dayalı söylemin geçerliliğini yitirmeye başladığı yani 1913 Balkan Savaşı yenilgisinin ardından, Osmanlıcılık veya İslamcılık fikirlerinin yerini ister istemez Türkçülük fikrine bıraktığı görülür. Bu fikir diğer alanlarda olduğu gibi dil sahasında da kendini göstermiştir. İttihat ve Terakki tüm resmî yazışmaların Türkçe yapılmasını, devlet ilkokullarında Türkçenin anadili olarak öğretilmesini, yine devlet okullarında orta ve yükseköğretimin zorunlu olarak Türkçe yürütülmesini benimsemiştir. Ancak bu planlama uygulamaya geçirilememiştir.

        
1877 yılında yürürlüğe konan Belediyeler Yasası ile belediye meclislerine üye seçileceklerin “Türkçe konuşabilmeleri” zorunlu kılınması Türkçenin yasal statüsünün güçlenmesini sağlamıştır. Geçmişte var olan hiçbir imparatorlukta görülmeyen hatta Amerika Rusya gibi günümüz federe devletlerinde dahi kamu alanında yüksek mevkilerde görev alabilmek için devletin asli unsurunun dilini bilme şartı tartışılmazken Türkçenin statüsü meselesi Meclis-i Mebusan’da tartışmaları da beraberinde getirmiştir. Mesela Arap vekiller, mebus seçilmek için Türkçe bilme şartının kaldırılmasını istemişler; İstanbul mebuslarından Rum kökenli Vasilaki Efendi Türkçe dışındaki dillere de meşruiyet kazandırma isteğinde bulunmuştur. Buna mukabil aynı dönemde Osmanlı Demokrat Fırkası (1909-1911), Hürriyet ve İtilaf Fırkası (1911-1913) ülkedeki bütün ilkokullarda eğitimin yerel dillerde yapılmasını istemişlerdir.
1915 yılının yaz aylarında İstanbul’da başta Fransızca ve İngilizce olmak üzere diğer dillerdeki levhalar ve bu dillerdeki ibareler kaldırılmış veya bu ibarelerin üstü kapatılmış, neticede bir millileştirme siyaseti izlenmiştir. 1916 yılında, dil politikaları kapsamında hükümet tarafından hazırlanan ve Meclis’ten geçen önemli bir düzenleme iktisat alanındadır. Buna göre “müessesat-ı nafia ile imtiyazsız şirket”ler ticari işlem ve yazışmalarda Türkçe kullanacaklardır.

        
Tarihselci-yapısalcı yaklaşımı savunan düşünürlerden Tollefson’a göre, çağdaş toplumsal ve ekonomik sistemler bir türlü dil yeteneğini gerekli kılarken, büyük bir kitlenin bu yeteneğe ulaşmasına sebep olan koşulları da yaratmaktadır. Doğal olarak Osmanlı İmparatorluğu’nun güçlü olduğu dönemlerde ekonomik ve kültürel etmenler anadilleri ne olursa olsun, Türkçe zorunlu eğitim dili olmamasına rağmen Osmanlı’nın dağılma sürecine kadar Türkçe okuyup yazma öğrenilmiştir. Cumhuriyet sonrasında 3 Mart 1924 tarihli Tevhid-i Tedrisat Kanunu ardından 26 Eylül 1925 tarihli genelgeyle tüm yabancı okullarda haftada 5 saat Türk dili, tarihi ve coğrafyası okuma zorunluluğu getirilerek ülke sınırları içerisinde yaşayan herkesin Türkçe konuşması sağlanmaya çalışılmış ve bunda da büyük ölçüde başarıya ulaşılmıştır.

        
Türkiye’deki bu gelişme maalesef diğer Türk coğrafyaları için geçerli olmamıştır. Bugün Türk soyluların büyük bir kısmı iki ya da çok dilli ortamlarda yaşamaktadır. Rusça, Arapça, Farsça, Çince, Bulgarca, Yunanca, Romence, Sırpça, Almanca, Fransızca, İngilizce vb. dillerin yanında Tatar Türkçesi, Başkurt Türkçesi, Özbek Türkçesi gibi Türk lehçelerinin kullanıldığı coğrafyalarda anadili, resmî dil/diller, azınlık dili gibi kavramlar iç içe girmiştir. Bu durum da bu bölgelerdeki yerli/yerel/bölgesel dilleri zor durumda bırakmakta, hatta Türk dillerinin zamanla ikinci plana atılmasına yol açmış ve açmaya devam etmektedir. Bu durum, Türkçenin sözü edilen coğrafyalarda her geçen yıl statüsünün düşmesine neden olmaktadır. Statü düşüşü akabinde dil kaybını getirmektedir.

        
Dil kayıplarının nedenleri arasında ekonomik nedenler, siyasi- askeri nedenler, kültür, din, eğitim gibi olgular hatta dil sahiplerinin anadillerine karşı takındıkları tavırlar gösterilmektedir. Türk coğrafyalarındaki dil kayıplarını Rusların dil planlaması ve politikaları ile izah edebiliriz. Ruslar dünya tarihinde benzeri görülmemiş planlama ve politikaları ile bölgenin neredeyse tümünde, dil dokusunu ve dilin toplum ile kimliğe ilişkin rolünde önemli değişiklikler meydana getirmiştir. 1917- 1930 yılları arasında dil politikasının temelinde Lenin’in milliyetler politikası çerçevesinde ele alınan ulusçuluk anlayışı yatar. Dil inşası adı verilen bu dönem okuryazarlığa çok olumlu katkıda bulunmuştur. Bu politika sonucu 36 milyon konuşuru olan 70 ayrı dil ve Latin alfabesi kullanılmaya başlanmıştır. Milliyet dillerinin belirlenmesi ve yazıya geçirilmesini, bu dillerin eğitim dili olarak kullanılmaya başlaması izlemiştir. Stalin’in dönemin de ise, iki dillilik anlayışını destekleme fikri güç kazanmıştır. Mart 1938’de yayımlanan ve eğitim dili Rusça olmayan okullarda Rusçanın ders olarak okutulmasının zorunlu olduğu kararnamesi sonucunda, ikinci sınıftan itibaren haftada dört saat Rusça dersi okutulmaya başlanmıştır. 1938 yasası SSCB’nin genelinde yükseköğretim dilini Rusça olarak belirtmiştir. Ayrıca eğitim dilini ebeveynin tercihine bırakan yeni uygulama milliyet dillerini zorunlu olmaktan çıkarmıştır. Bu uygulama asimetrik iki dilliliği norm olarak getirmiştir. Kendi ana dilinde eğitim hakkı herhangi bir dilde eğitim hakkına dönüşmüştür. 1977 Anayasasının 45. maddesi yalnızca “kendi ana dilinde eğitim alma imkânı” şeklindedir. Brejnev döneminde özellikle daha küçük siyasi birimlerde ciddi boyutlarda dil kayıplarının gerçekleştiği görülmüştür. 1961-82 yılları arasında çok az tercih edilmelerinden dolayı 31 dil, eğitim dili olmaktan çıkarılmıştır. 1960’da 47 ayrı dilde eğitim verilirken 1982’de bu sayı 16’ya düşmüştür.

        
Yerli ahalinin kendi dillerine gereken önemi vermemesi, gerek çocuklarını ana dilde eğitim veren okullara göndermemeleri gerek milliyet dillerinde yapılan bilimsel yayınların sayısındaki ciddi düşüş gerekse seçkinlerin daha fazla Rusçaya yönelmeleri çeşitli derecelerde dil kayıplarına neden olmuştur.

        
1926-1959 yılları arasında her yıl ortalama olarak 103.000 kişi, ana dil olarak Rusçayı benimsediğini bildirmiştir. 1926’da 8.1 milyon kişi ana dilinden başka bir dili konuştuğunu söylerken, 1979’da bu sayı 17.9 milyona çıkmıştır. 1929 yılında farklı dil konuşmaya başladıklarını söyleyenlerin %81’i bu dilin Rusça olduğunu belirtmiştir. 1979’da bu oran %91’e yükselmiştir. 1989 yılına gelindiğinde Rus olmayanların %15’i Rusçayı anadili olarak göstermiştir. Bunların %9.9’u daha önceki ana dillerini ikinci dil olarak göstermemiş, yani anadillerini yitirmişlerdir. Rusçayı ikinci dil olarak gösterenlerin oranı ise %48’dir. (M. Rannut, “Linguistic Policy in the Soviet Union). Rusça, yukarıya doğru toplumsal hareketliliğin dili hâline gelerek yüksek dil oluştururken yerli diller düşük statüde kalmışlardır. 1991’de Rus Federasyonu Dilleri Kanunu, bütün dillere devlet koruması altındaki ulusal mülk statüsü kazandırmış olmasına rağmen özellikle ulusal bölgelerde sınırlı toplumsal işlevi olan yazılı diller ile özerk cumhuriyet ya da toplulukların dilleri yok olmaktaki diller atlasında yer almaktadır.

        
Türkiye Türkçesi açısından baktığımızda ise Türk Dili Tetkik Cemiyeti adıyla 12 Temmuz 1932’de Atatürk’ün talimatıyla kurulan Türk Dil Kurumunun o tarihten günümüze; Türk dili üzerinde araştırmalar yapmak, yaptırmak, Türk dilinin güncel sorunlarıyla ilgilenerek çözüm yolları bulmayı hedeflemiş ve bu doğrultuda belli bir ilerleme sağlamış olmasına rağmen Rusların takip ettiği şekilde Türkiye Türkçesinin öncelikle kendi coğrafyamızda daha sonra diğer Türk coğrafyaları akabinde de dünyada gerek statüsü gerek yaygın iletişim dili olma yolunda başta TDK olmak üzere Milli Eğitim Bakanlığı, Kültür Bakanlığı, dille ilgili sivil toplum kuruluşlarının herhangi bir politika ve planın olmadığını üzülerek söyleyebiliriz.

        
Uluslar, dille bilinçlenmişler ve dilden bilgileri anlaşılır duruma getiren şeyler kazanmışlardır. Dil, insanları buna erişecek kadar entelektüel bir duruma getirince duyguları gelişerek varlıklarını daha iyi duymuşlardır. Akarsu’nun (1998: 59) da işaret ettiği gibi gelişmenin aracı olan diller öyle bir karakter kazanırlar ki, ulusun karakteri onlarda, törelerde, göreneklerde ve olgularda olduğundan daha iyi anlaşılabilir.

        
Dillerin yok oluşuyla birlikte insanın uzak geçmişini açık ve canlı olarak duymasının, sezmesinin önüne geçilebilir. Her nesnenin özü adında saklı olduğu düşüncesinden yola çıkarsak adlara egemen olamamış, onları kendi dilinde kullanmayan kimselerin nesneler üzerinde bir egemenlik kazanamayacağı unutulmamalıdır.

        ————————————————————————————————————————–

        * Prof. Dr., Gazi Üniversitesi Gazi Eğitim Fakültesi Türkçe Eğitimi Bölümü, [email protected]** “Ciri barnıñ ili bulır, ili barnıñ tili bulır, Tili barnıñ, köyi bulır, köyi barnıñ öyi bulır,Öyi barnıñ ulı bulır, kızı bulır, aşarına aşı bulır” Tatar Atasözü.
Kaynakça
1. Açık, F. (2013). “Türkçe Bağlamında Osmanlı İmparatorluğu Döneminden Günümüze Dil Politikaları”, Yeni Türkiye, Yıl 9, C. 2, Sayı 55 Türkçe Özel Sayısı (2013).
2. Akarsu, B. (1984). Wilhelm Von Humboldt’da Dil-Kültür Bağlantısı, İstanbul: Remzi Kitabevi.
3. Appel R. and Muysken, P. (1987). Language Contact and Bilingualism, London: Edward Arnold Press.
4. Aksan, D. (2009). Her Yönüyle Dil: Ana Çizgileriyle Dilbilim, Ankara: Türk Dil Yayınları:439, 5. Baskı.
5. Balçık, M. B. (2009). “Milliyetçilik ve Dil Politikaları,” Modern Türkiye’de Siyasi Düşünce Cilt: 4, İstanbul: İletişim Yayınları.
6. Bacon, E. (1966). Central Asians Under Russian Rule: A Study in Culture Change. Ithaca: Cornell University Press.
7. Benveniste E. (1994). Genel Dilbilim Sorunları, Çeviren: Erdim Öztokat, İstanbul: Yapı Kredi Yayınları.
8. Blake, M. (2003). “Language Death and Liberal Politics”, Language Rights and Political Theory, Ed: Will Kymlicka – Alan Patten, New York: Oxford University Press
9. Büyükkantarcıoğlu, N. (2003). “Dil farkındalığı ve işlevsel dil kullanımı bağlamında anadilimiz: gözlemler, öneriler”. Cumhuriyetimizin 80. Yılında Türkçemiz. Ankara: Ankara Ticaret Odası ve Anadolu Çağdaş Eğitim Vakfı.
10. Crips, S. (1989). “Soviet Language Planning 1917-1953” Language Planning in the Soviet Union, M. Kirkwood (Ed.), Londra, Macmillan.
11. Demirci, H. A. (2008). “Osmanlı Modernleşmesinde Dil Politikaları ve Mebusan Meclisi”, Muhafazakâr Düşünce, Sayı 16-17.
12. Fishman, J. A. (2006). “Language Policy and Language Shift”, An Introduction to Language Policy: Theory and Method, Ed: Thomas Ricento, Blackwell Publishing.
13. Gencer, A.Ş. (1978). “İlk Osmanlı Anayasasında Türkçenin Resmi Dil Olarak Kabulü Meselesi”, Armağan- Kanun-ı Esasi’nin 100. Yılı, Ankara: AÜSBF Yayını.
14. Haspelmanth, M. – Dryer, M.- Gil, D.-ve Comrie, B. (2005). The World Atlas Of Languages, Oxford: Oxford University Pres.
15. Holmes, J. (2008). Introduction to Sociolinguistics, Longman Yayınları.
16. İmer, K. (1998). Türkiye’de Dil Planlaması: Türk Dil Devrimi, Ankara: Kültür Bakanlığı Yayınları.
17. ___________ (1982). “Türk Dili ve İkinci Abdülhamid”, Ulus, 23 Haziran 1961 (İsmail Uluçgür, Agâh Sırrı Levend), Ankara: TDK Yayınları.
18. Pool, J. (1992). “Soviet Language Planning: Goals, Results, Options”, The Soviet Nationality Reader, R. Denber (ed.), Boulder, Westview Press.
19. Sarı, N. (1996), Dil- Politika İlişkisi Açısından Rus ve Sovyet Dil Politikaları, İstanbul, İÜ. SBE. Doktora Tezi.
20. Solchanyk, R. (1982a). “Language and Education in Soviet Schools.” International Journal of the Sociology of Language 33.113-118
21. Stalin, J. V. (1976). Marksizm ve Dil Üzerine, İstanbul: Koral Yayınları.
22. Tollefson, J. (1991). Planning Language, Planning Inequality. New York: Longman.
23. Vygotsky, L. S. (1998). Düşünce ve Dil, İstanbul: Toplumsal Dönüşüm Yayınları.

Yazı kaynağı : www.turkyurdu.com.tr

Milli Eitim Dergisi-160



�zet

Bu ara�t�rmada,
k�lt�r kavram� literat�re dayal� olarak incelenmi�tir. K�lt�r
milletlerin en �nemli temel �gelerinden biridir. Ara�t�rmada, k�lt�r�n
farkl� tan�mlar�, tarihsel kronolojisi ile s�n�fland�rmalar� baz�
yorumlarla tan�t�lmaktad�r. Ayr�ca k�lt�r de�i�imi ile k�lt�r ve sanat
aras�ndaki ili�ki tart���lmaktad�r.

Anahtar S�zc�kler:
K�lt�r, k�lt�r de�i�imi, k�lt�r-sanat

Giri�

K�lt�r, �ok say�da
anlama sahip bir s�zc�kt�r. Botanikten sosyal ve be�er� bilimler
alan�na dek uzanan geni� kapsaml� anlamlar i�erir. Onun i�in g�n�m�zde
herkesi doyuran bi�imde k�lt�r� tek bir kal�pta tan�mlamak olduk�a
g��t�r. K�lt�rle ilgilenen bilim adamlar�n�n bu tan�mlamada s�rekli
yeni giri�imlerde bulunmalar� bu zorlu�un g�stergesidir. Bilim s�rekli
bir geli�im i�inde oldu�u i�in her terim gibi �k�lt�r� de zamanla
kullan�lmakta oldu�u bilim alan�nda yeni tan�mlara kavu�maktad�r. Bu
nedenle k�lt�r�, sosyal ve be�eri bilimler alan�yla s�n�rl� tutmam�z
daha do�rudur.

Bilindi�i gibi k�lt�r,
T�rk�e�ye Frans�zca�daki �Cultura� kelimesinden ge�mi�tir. Bir
zamanlar dilimizde Ziya G�kalp�in vurgulayarak kulland��� �hars�
kelimesiyle ifade edilmi�tir. Daha sonra ise bu kelime �k�lt�r� olarak
kullan�l�r oldu�u bilinmektedir. G�kalp�in bu noktaya, �u
g�r��lerinden hareketle vard��� anla��lmaktad�r. �Bir medeniyet
m�teaddit milletlerin m��terek mal�d�r. ��nk� her medeniyeti,
sahipleri olan m�teaddit milletler, m��terek bir hayat ya�ayarak
v�cuda getirmi�lerdir. Bu sebeple her medeniyet, mutlaka,
beynelmileldir. Fakat her medeniyetin, her millette ald��� husus�
�ekilleri vard�r ki, bunlara (hars-k�lt�r) ad� verilir.� (Turhan,
1994, 36). Medeniyet ve hars-k�lt�r aras�ndaki bu kar��la�t�rma ile
ilgili g�r��ler, bu ara�t�rman�n ileriki b�l�mlerinde ele
al�naca��ndan k�lt�r�n birka� farkl� tan�m�na daha yer vermekte yarar
vard�r.

Uygur�a (1984, 17)
g�re k�lt�r, insan�n ortaya koydu�u, i�inde insan�n varoldu�u t�m
ger�eklik demektir. �yleyse �k�lt�r� deyiminden insan d�nyas�n�
ta��yan, yani insan varl���n� g�rd���m�z her �ey anla��labilir. K�lt�r,
do�an�n insanla�t�r�lma bi�imi, bu insanla�t�rmaya �zg� s�re� ve
verimdir. �nsan�n kendini kendi evinde duymas�n� sa�layacak bir d�nya
ortaya koymas�d�r. B�ylesi bir d�nyan�n anlam-varl���na ili�kin t�m
d���n�lebilirlikleri i�erir ve insan�n varolu�unun nas�l ve ne oldu�u
demektir. �Biz k�lt�r kavram�n� hem bir imk�n kavram� hem de bir
ger�eklik kavram� olarak kullan�r�z. Ba�ka bir deyi�le k�lt�r kavram�,
bir gizilg�� (potansia) kavram� olarak insan�n�n yapabilirli�inin
kuram� oldu�u kadar, bir edim (actus) kavram� olarak onun �imdiye
kadar yapt�klar�n�n da kuram�d�r.�  (�zlem, 1986, 156). K�lt�r�,
�……insan akl�n�n do�aya katt��� her �eydir. O h�lde k�lt�r, sosyal
ve be�er� bilimler i�in, kimi zaman bir d���nce tarz�, kimi zaman bir
davran��, kimi zaman da bir somut varolan �eklinde, ama daima
kar��m�za ��kan bir kavramd�r.� (Erin�, 1995, 78) diye tan�mlayanlar
da vard�r. Niha� bir ger�ek �u ki; k�ken ve ama� a��s�ndan, �nem ve
yayg�nl�k bak�m�ndan farkl� boyutlar g�steren ve �e�itli �gelerden
olu�an bir kavramla kar�� kar��yay�z.

K�lt�r� olu�turan
�gelerin �e�itlili�inde; hars, uygarl�k, medeniyet, ekin �a�da�l�k,
ayd�n insan, k�lt�rl� ki�i, entelekt�el gibi kavramlara rastlan�r. Bu
�gelerin her birinin do�ru bir anlamland�rma ile kullan�labilece�i
m�mk�n oldu�u gibi, tek ba��na k�lt�r kavram�n� tan�tmada yeterli
olmad��� da a��kt�r. Dolay�s�yla say�lan her bir �ge bir bak�ma
k�lt�r�n tan�m�n� dar kal�plara s�k��t�rd��� da ileri s�r�lebilir.
Alana dair ilgili ara�t�rmalar yapan bilim adamlar� bu karma�aya bir
��z�m ba�lam�nda k�lt�r� farkl� a��lardan s�n�fland�rma ihtiyac�
duymu�lard�r. Yap�lan  s�n�fland�rmadaki yakla��m�n iyi kavranabilmesi,
tan�mda bir uzla��y� ortaya ��karabilir.

K�lt�r s�zc���n�n
d�rt ayr� anlamda kullan�ld���n� belirten G�ven� (1994, 95-97) �u
grupland�rmaya  dikkat �ekmektedir: �1- Bilim alan�ndaki k�lt�r:
Uygarl�kt�r. 2- Be�eri alan�ndaki k�lt�r: E�itim s�recinin �r�n�d�r.
3- Estetik alandaki k�lt�r: G�zel sanatlard�r. 4- Madde (teknolojik)
ve biyolojik alanda k�lt�r: �retme, tar�m, ekin, �o�alma ve
yeti�tirmedir.� Antropolojik terminolojide baz� temel kavramlar
kar��l���nda kullan�ld���nda k�lt�r�n soyut bir s�zc�k oldu�u ve bir
toplumun ya da t�m toplumlar�n birikimli uygarl��� olarak da bir
i�eri�i d���n�lebilir. Bu a��dan bak�ld���nda ise k�lt�r, belli bir
toplumun kendisi ve bir dizi sosyal s�re�lerin bile�kesi oldu�u ileri
s�r�lebilir.

Tan�mlar farkl� a��lardan
yap�lsa bile k�lt�r tan�mlamalar�n�n t�m� i�in ortak olan baz� tespitler
vard�r ki, bunlar�n ilki k�lt�r�n organik oldu�u ve dirik bir anlam
ta��d���d�r. K�lt�r kavram�n�n varl��� i�in �n ko�ul, en az say�da
da olsa bir insan toplulu�unun ya da bir insan varl���n�n bulunmas�
gereksinimidir. Toplumun ister bir kavray�� olarak isterse bir olgu
olarak olmad��� bir yerde k�lt�rden de s�z edilemez. O h�lde, bir
kimse �nce kendisini bir toplumun  �yesi olarak (en geni� ve
en dar anlamlar�yla) hissedebilmeli, sonra da toplumun i�inde kendinin
de var oldu�unu anlayabilmeli ki, bir k�lt�r olgusundan s�z edebilsin
(Erin�, 1995, 19). Bilindi�i gibi Cumhuriyetimizin kurulu�undaki temel
felsefe k�lt�r ile ili�kilendirilmi�tir. �T�rkiye Cumhuriyeti�nin
temeli k�lt�rd�r. K�lt�r okumak, anlamak, g�rebilmek, m�n� ��karmak,
zihni terbiye etmektir.� (Ak�ora, 1989, 6), s�z�n�n cumhuriyetimizin
kurucusuna ait olmas� anlaml�d�r.   

�ngiliz antropolog
E.B. Tylor�a g�re k�lt�r; bilgiyi, iman�, sanat�, ahl�k�, �rf ve adetleri,
ferdin mensup oldu�u cemiyetin bir uvzu olmas� itibariyle kazand���
itiyatlar�n� ve b�t�n di�er maharetlerini ihtiva eden gayet girift
bir b�t�nd�r (Turhan, 1994, 35). Tylor�a g�re k�lt�r, toplum, insano�lu,
e�itim s�reci ve k�lt�rel i�erik gibi de�i�kenlerin ve bunlar aras�ndaki
karma��k ili�kilerin bir i�levidir (G�ven�, 1994, 101). C. Wissler
k�lt�r i�in �bir halk�n ya�ama tarz�d�r.� derken, tan�nm�� Alman Antropoloji
bilgini Thurnwald��n tan�m� daha ba�kad�r. �K�lt�r, tav�rlardan, davran��
tarzlar�ndan, �rf ve �detlerden, d���ncelerden, ifade �ekillerinden,
k�ymet bi�melerden, tesislerden ve te�kilattan m�rekkep �yle bir sistemdir
ki, tarih� bir mahsul olmak �zere te�ekk�l etmi�, an�aneye ba�l� bir
cemiyet i�inde onun meden� techizat� ve vas�talar� ile kar��l�kl�
tesirler neticesinde meydana ��km�� ve b�t�n unsurlar�n�n zamanla
yekdi�erine kaynamas� sayesinde ahenkli bir b�t�n h�line gelmi�tir.
Buna mukabil medeniyet ise, birikmi� bir bilgiye ve teknik vas�talar�na
sahip olmay� ifade eder.� (Turhan, 1994, 35).

�K�lt�r��n
Tarih�esi

�nsan toplulu�unun
nesilden nesile aktard��� inan�, bilgi ve uygulamalar olan k�lt�r�
tarih�esi ile de tan�mak gerekir. Frans�zca Cultura�dan gelen k�lt�r
s�zc��� Latince�de, �Colere�, s�rmek, ekip-bi�mek anlam�na kar��l�k
gelmekte ve �cultura� ayn� zamanda T�rk�e�deki �ekin� anlam�nda da
kullan�lmaktad�r. �lk kez Voltaire�in �Culture� s�zc���n�, insan
zek�s�n�n olu�umu, geli�imi, geli�tirilmesi ve y�celtilmesi anlam�nda
kullanm�� oldu�u ileri s�r�lmektedir. �S�zc�k buradan Almanca�ya
ge�mi� ve 1973 tarihli bir Alman Dili S�zl���nde Cultur olarak yer
alm��t�r.� (G�ven�, 1994, 96).

K�lt�r�n tarih�esine
bak�ld���nda, k�lt�r ve medeniyet-uygarl�k kavramlar�n�n uzun bir s�re
kavram karga�as�na neden olduklar� g�r�lecektir. Frans�zlar ve
�ngilizler 19.yy��n ikinci yar�s� ile 20.yy��n ilk �eyre�ine dek
uygarl�k kelimesini k�lt�re tercih ederlerken, �lkemizdeki yans�malar
da farkl� olmu�tur. Bu ba�lamda Ziya G�kalp�in �hars� ad�n� verdi�i
�mill� k�lt�r��, Atat�rk��n �k�lt�r�� bir toplumun �retti�i madd� ve
manev� varl�klar�n t�m� olarak de�erlendirdi�i g�r�lmektedir.
Medeniyetin tan�m�na gelince sentezci yakla��mlarla da
kar��la��lmaktad�r. �Bence, medeniyeti harstan ay�rmak g��t�r ve
l�zumsuzdur. Bu nokta-i nazar�m� izah i�in hars ne demektir tarif
edeyim: a) Bir insan cemiyetinin devlet hayat�nda b) Fikir hayat�nda,
yani ilimde, i�timaiyatta ve g�zel sanatlarda, c) �ktisad� hayatta,
yani ziraatte, sanatta, ticarette, kara deniz ve hava
m�nakalat��l���nda yapabildi�i �eylerin muhassalas�d�r.� (Kongar,
1994, 16).

G�r�ld��� gibi
hars-medeniyet ayr���m� yapmak biraz g�� gibi g�r�nmektedir. Medeniyet
bilgi, sanat ve ticaret �zere kurulur. Bu �� unsur toplumun ya�ama
bi�imine y�n verdi�i de inkar edilemez. B�ylece olu�an medeniyetten
beklenen sonu�lar, g�zelliklerini g�stermesi ve insanl���n hepsine ya
da hi� olmazsa �o�una madd� ve manev� ortak de�erler kazand�rmas�
durumu k�lt�r� bu kez evrensel boyutuyla kar��m�za ��karmaktad�r.

�K�lt�r, �zellikle
20.y�zy�l son �eyre�inde her y�l farkl� alg�lanan ortak bir miras
durumuna gelmi�tir.� (Gel, 1996, 25) gibi d���ncelerin bu evrensellik
yakla��m�na engel olmad��� s�ylenebilir. �….tarihinin onuruna ve
k�lt�r�n bilincine sahip olmayan, ayd�n de�ildir.� (Tansu�, 1997, 84)
s�z�nden ise, k�lt�r�n ortak bir miras �zerine temellendi�i
anla��lmaktad�r. Bununla birlikte Ziya G�kalp, yeni ve orijinal bir
d���nce ve hareketle k�lt�r ve medeniyetin birbirinden farkl� oldu�unu
ileri s�rm��t�r. B�ylece k�lt�r-medeniyet yak�nl��� g�r���nde olan
gelene�in d���nda tasnif�i bir g�r��le �Medeniyet beynelmileldir fakat
k�lt�r mill�dir. T�rkiye modernle�ebilir ve pek�l� Avrupa�dan farkl�
bir millet olarak kalabilir, h�viyetini kaybetmez.� diye bir antitez
sunmu�tur (G�ng�r, 1996, 77).

K�lt�r, yeni bulu�larla
zenginle�ir ve geli�ir. ��rendiklerimizin �o�u, toplumun b�t�n�ne
mal olmu� �eylerdir ve bunlar� herkes ��renebilir. �rne�in, T�rkiye�de
Ramazan ay�nda oru� tutuldu�unu, evlenen insanlar�n nik�h k�yd�rd���n�
bilmeyenimiz yoktur. Elbette k�lt�r�m�z�n tamamen bu bilgi ve uygulamalardan
ibaret olmad��� da a��kt�r. Herbirimizin farkl� ki�iliklere sahip
olmas�, her insan�n ayr�ca �zel k�lt�r �evresiyle i�i�e olu�undan
kaynakland��� s�ylenebilir. Genel (mill�) k�lt�r�m�z� ��renmemizde
en �nemli ortam ailemizdir. Ama her ailenin �ocuklar�na t�pa t�p ayn�
�eyleri ��retemedi�i de a��kt�r. ��nk� her aile ayn� bilgi, g�rg�
ve yeteneklere sahip de�ildir. �u h�lde, her �lkede �nce bir mill�
k�lt�r vard�r ki, ona �lkedeki b�y�k �o�unlu�un hemen hepsi kat�l�r.
Hepimizin g�nde �� kez yemek yemesi, sel�mla�mam�z, bayram ziyaretlerinde
bulunmam�z gibi…

�K�lt�r��n
S�n�fland�r�lmas�

��erdi�i �ok
anlaml�l���yla dikkate al�nd���nda k�lt�r�n daha iyi anla��lmas� biraz
da s�n�fland�rmas�n�n anla��lmas�yla ili�kili oldu�u s�ylenebilir.
Ku�kusuz k�lt�r�n, sosyal ve be�er� y�nden bir s�n�fland�rma ile ele
al�nmas� �nemlidir. K�lt�r�n ta��y�c�lar�n� veya alan�n� esas alarak
yap�lan bir s�n�fland�rmada, �� alan d���n�lebilir. Burada evrensel
k�lt�r, y�resel (b�lgesel) k�lt�r ve bireysel k�lt�r olmak �zere ��
alan d���n�lebilir, fakat bu sadece bi�imsel bir tasniftir. Bu
alanlar�n belirgin �izgilerle birbirlerinden ayr� d���n�lmesi de kolay
de�ildir. Tekil anlamda k�lt�r, �o�ul anlamda k�lt�r; madd� k�lt�r,
manev� k�lt�r; ideolojik k�lt�r, davran��sal k�lt�r (Erin�, 1992, 79)
gibi s�n�fland�rmalar da konunun anla��lmas�na bir katk�s� olabilir.

K�lt�r�n bir toplumun
sahip oldu�u madd� ve manev� de�erlerden olu�an bir b�t�n oldu�unu
s�yleyen bilim insanlar�, ayn� zamanda k�lt�r�n toplumda mevcut her
t�r bilgi, ilgi, al��kanl�k, de�er yarg�lar�, genel tutumlar, g�r��
d���nce ve t�m davran�� �ekilleriyle bir b�t�n oldu�unu
savunmaktad�rlar (Turhan, 1994, 45). Bu a��dan bak�ld���nda ise, b�t�n
madd� k�lt�r olaylar�n�n, manev� k�lt�rdeki inan�lara dayanmas�
y�n�yle, k�lt�r denilince daha �ok �manev� k�lt�r akla gelebilece�ini
ileri s�rmek de m�mk�nd�r. Bir insan toplulu�unun ortak inan� ve
uygulamalar� tan�m�na g�re, k�lt�r ta��yan (ortak inan� ve uygulamalar
etraf�nda toplanm��) en b�y�k topluluk olarak �millet� kavram�n�n
olu�tu�u g�r�lmektedir. Bu durumda akla gelen �ey �mill� k�lt�r� olup,
sadece millet h�linde ya�ayan insanlar�n ortak bir tarihi, yani ortak
bir hayat tecr�besine sahip olabilece�i ger�e�idir.

D�nyan�n bir ucundan
�b�r ucuna kadar b�t�n milletlerin tek bir topluluk gibi hareket
etmeleri, hep ayn� ihtiya�lar�, ayn� tatmin ve zevk yollar�na sahip
olmalar� imk�ns�z gibi g�r�nmektedir. T�m insanl���n ayn� k�lt�re
sahip olmas� insanl��� durgunla�t�r�r, k�s�rla�t�r�r. Yani s�n�fs�z ve
tek d�ze bir toplumun yery�z�nde varl���n� s�rd�rme �ans�n�n olmad���
s�ylenebilir. Bununla birlikte milletlerin k�lt�r farkl�l���n�n
insanl��a zenginlik ve �e�itlilik kataca�� da bir ger�ekliktir.
G�ng�r�e (1996, 86) g�re �Baz� hakikatleri �ok ac� tecr�belerden sonra
da olsa art�k anlam�� olmal�y�z. Hem T�rkl�k ad�na yola ��k�p hem bu
milleti kendi tarihi olu�umunun d���nda bamba�ka bir k�lt�re
kaynatmaya �al��mak akla ve ger�eklere ayk�r�d�r.� .

���nc� bini ya�amaya
ba�lad���m�z bu g�nlerde art�k toplumun ge�mi�te denemi� oldu�u kat�
s�n�fland�rmalarla ve ayr�mlarla k�lt�rl� bir toplum olu�turulamaz.
Yani eski durum �imdilik art�k yok, bu nedenle ya yeni durum ve yakla��mlar
benimsenecek ya da k�lt�rel ��k�nt� ka��n�lmaz olacakt�r. �nemli olan
dengeli hareket ve d���nmedir. Evrensel d���nce kayg�s�yla, uygar
davran�� endi�esiyle bir millet �zbenli�ini yitirirse veya globalle�me
ve evrensellik d�rt�s�yle b�yle bir kaosa itilirse o millet yok olmaya
mahkum olabilir. �Kendi halk�n�n t�rk�s�n� s�yleyemeyen, bilmeyen,
i�lemeyen ayd�na yaz�k! Bir �i�ek t�r�n�n kaybolmas�, bir hayvan neslinin
t�kenmesi tehlikesiyle �zg�n bir k�lt�r �e�idinin kaybolmas� aras�nda
ne fark var. Hepsi de ulusal ve evrensel d�zeyde insanl���n ortak
mal� de�il mi? �nsanl���n yiti�i de�il mi? Yaln�z ekolojik denge mi
bozulur? K�lt�rel denge bozulmaz m�?� (Boyda�, 1998, 8).

K�lt�r De�i�imi:

K�lt�r�n
s�n�fland�r�lmas�nda kat� ve sert �izgilerin olamayaca�� ger�e�inden
dolay� k�lt�r�n, hangi a��dan ele al�n�rsa al�ns�n bu
grupland�rmalar�n birbirleriyle al��veri�leri ve etkile�imleri olaca��
s�ylenebilir. K�lt�r al��veri�leri beraberinde k�lt�r de�i�imini de
getirmektedir. Do�al olarak k�lt�r her nesilde bir tak�m de�i�melere
u�rar; ��nk� her nesil kendi hayat tecr�besiyle eskilerden i�e
yaramayan baz� �eyleri atar, kendi yeni bulduklar�n� k�lt�re katar ve
bu sayede toplumda ilerlemeler sa�lanabilir. En ilkel kabileler
d�zeyinde bile k�lt�rlerinde de�i�iklik olmayan bir toplumun varl���
d���n�lemez. Bu de�i�imler daha �ok ba�ka k�lt�rlerle temas sonucunda
ortaya ��kmaktad�r. B�yle durumlarda; toplumun siyasi yap�s�nda, idari
m�esseselerinde ve topra�a yerle�me ve iskan bi�iminde, inan� ve
kanaatlerinde e�itim mekanizmas�nda, kanunlar�nda, madd� ara� ve
gere�lerinde ve bunlar�n kullan�lmas�nda, sosyo-ekonomik a��dan
t�ketim maddelerinde bir tak�m de�i�iklikler meydana gelir.

K�lt�r de�i�meleri
iki �ekilde olmaktad�r. Bunlardan biri serbest; di�eri zorunlu k�lt�r
de�i�imi olarak d���n�lebilir. Serbest k�lt�r de�i�imi, toplumlar�n
birbirleriyle olan ili�kilerinde kendiliklerinden yapt�klar� k�lt�r
al��veri�leridir. Zorunlu ve g�d�ml� k�lt�r de�i�iminde ise, ayn�
k�lt�re sahip sosyal gruplardan biri, kendi k�lt�r�n� veya onun belli
baz� unsurlar�n� kabul etmesi i�in di�erini etkilemeye �al��mas�d�r.
�dar� bir n�fuz ve iktidara sahip bir z�mre, yabanc� bir k�lt�r� veya
bunun belli baz� b�l�mlerini toplum �o�unlu�unun arzusunun tersine
kendi toplumuna zorla kabul ettirme giri�imleri g�d�ml� bir k�lt�r
de�i�imidir.

Bu tarz de�i�im, daha
�ok bir toplumun herhangi bir bi�imde -devrim, sava�, ihtilal gibi-
yenilgisiyle sonu�lanan durumlarda g�r�l�r. K�lt�r t�kanmas�n� sonu�
veren bu durum �� �geye ba�l� olarak ��yle a��klanabilir: �a) Her ne
sebeple ise, k�lt�r kavram�na e�ilen ki�inin d���nce yap�s�, d���nce
tarz�, bak�� a��s�, alg�lama g�c�, bilin� d�zeyi, b) Nesne olarak ele
al�nan k�lt�r�n �gelerinin kendi i� yasalar�, bu �gelerin dirikli�i,
i�levsel derecesi, �geler aras�ndaki d�zen, c) Nesne ile �ge
aras�ndaki ili�kiye neden olan, sonra da bu ili�kiden ��kan ama�.� (Erin�,
1995, 50-51). K�lt�rel t�kanman�n varl���n� g�steren bir�ok
g�stergeler vard�r. Bunlardan dil, davran��, tutum ve inan� gibi.

K�lt�rel t�kanman�n
objektif kan�tlar�ndan dil konusunda �unlar s�ylenebilir. K�lt�r
kavram� hangi ba�lamda kullan�l�rsa kullan�ls�n, onu zaman ve mek�n
a��s�ndan aktaran, ��reten dil oldu�una g�re, e�er bir toplumun sesli
ve yaz�l� yay�n organlar�nda duyulan ve okunan dil, o toplumun e�itim
kurumlar�nda yasal olarak ��retilmesi beklenen dilden -dilbilgisi,
s�yleni� ve vurgu bak�mlar�ndan- sapmalar g�steriyor, asal olana
benzerli�ini yitiriyorsa, bu sapma �zerine e�ilinmiyorsa, bu sapmadan
kayg� duyulmuyorsa k�lt�rde cidd� bir t�kanma var demektir. Art�k bu,
sa�l�ks�z durumun k�sa bir s�rede toplumun her alan�nda ve biriminde
belirgin sonu�lar�n� g�stermeye ba�layaca�� anlam�na gelebilir. Sonu�,
bir k�lt�rs�zle�meye do�ru gidi�in i�aretlerinin g�r�lm�� olmas�d�r.
Dili T�rk k�lt�r�n�n �� ana kayna��n�n ba��nda sayan G�ng�r�e (1980,
106) g�re �Dilini kaybetmeyen milletler din de�i�tirse bile birli�ini
ve b�t�nl���n� kaybetmeyebilir, fakat tatbikat bu iddiay� pek hakl�
��karm�yor. T�rklerde mill� birli�i kuran unsurlar aras�nda din dilden
hi�te geri kalmam��t�r, T�rkler m�sl�man olmasayd� de�i�ik isimlerde
kavimler h�linde da��l�p gidebilirlerdi, nitekim daha �nce �e�itli
dinlere girerek birbirlerine d��man olmu�lard�.�

K�lt�rs�zle�me, bir
grubun ba�ka bir k�lt�rle kurdu�u ili�ki sonucu kendi k�lt�r�n�
de�i�tirmesi, hatta t�m�yle de�i�tirmesi veya kaybetmesidir.
K�lt�rs�zle�mede toplumun kendi k�lt�r�n� terk etmesinden ve di�er
k�lt�rlere intibak edememesinden do�an sosyal ve k�lt�rel
huzursuzluklar g�r�l�r. T�rkiye�nin Bat� k�lt�r�ne y�nelmeye
ba�lad���ndan beri i�inde bulundu�u durum budur. Yani, ne tam Bat�
k�lt�r�ne dayal� bir toplum olunabilmi�, ne de kendi k�lt�r�yle
bat�n�n sentezi yap�labilmi�tir. �ki y�nden kendisini g�steren bu
k�lt�r yozla�mas�, T�rkiye�nin k�lt�rel istikrars�zl���na neden
olmu�tur. Bu istikrars�z durum, sonu� olarak kalk�nma hamleleri i�inde
bulunan �lkemizde baz� belirsizlikleri de beraberinde getirmi�tir.
Yani �Kendi y�r�y���n� terk etti, ba�kas�n� da ��renemedi�, yarg�s�na
lay�k bir garip nesil olu�mu� bulunmaktad�r. Yahya Kemal�lerin, Mehmet
�kif�lerin farkl� k�lt�rlere bak�� a��s� ile ilgili s�yledikleri
g�r��ler, b�ylesi karars�zl�k ve kaoslar�n sonucunu dillendiren
ger�eklerdir. �kif�in Bat� uygarl���ndan m�sbet bilimler ve sanat�
almay� �nermesi bir farkl� yakla��md�r. Yahya Kemal�in �Duydumsa da
zevk almad�m Islav kederinden� demesi, bir ba�ka milletin keder ve
tasas�ndan ve onlar�n mill� de�erlerinden bize pek fayda olmayaca��n�n
vurgulanmas�d�r.

G�n�m�zde a��rl�kl�
olarak Bat� k�lt�r� ile yeti�enler bile, T�rkiye�de ve az geli�mi�
do�u �lkelerinde, �Bat� k�lt�r�n�n soysuzla�m�� h�lde uygulama alan�
buldu�unu� inkar etmemektedirler. �T�rkiye�de her t�rl� sosyal yap�
bozuklu�u zorunlu bir k�lt�r de�i�mesinin sonucu olmu�tur.
K�lt�rs�zle�meye do�ru g�r�len bu de�i�me olay� iki y�z y�ldan beri
s�regelmektedir.� (Cem, 1973, 530-534). Ger�ekten �lkemizin huzur
dengesini bozan olaylar�n temelinde, d�� k�lt�r de�erlerinin toplum
taraf�ndan kabul edilmeyi�inden gelen bo�luk ve uyumsuzluklar
yatmaktad�r. Bu bak�mdan istikrarl� ve mutlu bir toplum yap�s�na
kavu�man�n kendi k�lt�r de�erlerimizin kayna��na ini�le ba�layaca��n�
s�ylemek m�mk�nd�r.

Ak�lc� bir k�lt�r
de�i�imi d���ncesinin baz� esaslara dayand�r�lmas�n�n gere�i inkar
edilemez. Aksi takdirde bilin�siz ve toptanc� bir anlay��la ortaya
konacak tepkisel direni�in kimseye pek yarar� olmayaca�� a��kt�r.
Bug�n Bat� k�lt�r�n�n sa�lad��� ba�ar�da da bu anlay���n b�y�k bir
rol� oldu�u g�r�lmektedir. Bu konuda Atilla �lhan��n �Hangi Bat�?�
adl� eserindeki �u g�r��leri �ok anlaml� g�r�nmektedir. �Bat�l�lar
kendi ulusal bile�imlerini yaparken skolastik d�nemlerden gelen ulusal
g�renek ve geleneklerini atmam��lar, onlar� akl�n �����nda
de�erlendirip bile�imleri i�erisinde eriterek kullanm��lard�r.� (Atilla
�lhan�dan aktaran: M�rsel, 1980, 213).

G�r�len o ki, k�lt�r
de�i�imi her durumda ger�ekle�tirilebilir. As�l olan k�lt�rde ve onun
de�i�iminde �ze ba�l� bir bile�im bilincinin korunmas�d�r. Yoksa bir
toplumun, k�lt�r de�i�imi ger�ekle�tirmek pahas�na mill� ve manev�
ki�ili�ini; kimli�ini reddetmesi olumlu bir de�i�im olamaz. K�lt�r
de�i�imine �zellikle teknik e�itim ve bilim alan�nda b�y�k ihtiya�
vard�r. �nl� bir yabanc� bir sosyolog olan Edward Sapir�in modern
toplumun k�lt�r de�i�iminine ili�kin g�r��lerini de�erlendiren
G�ng�r�e g�re (1980, 136), �Kendi mensuplar�n�n temel istek ve
menfaatleri etraf�nda kurulmu� olmayan, genel hedeflerden ferdi
hedeflere do�ru giden bir k�lt�r d��tan (external) bir k�lt�rd�r;
hakiki k�lt�r ise i�tendir, fertten hareket ederek gayelere gider.�
Ali Fuat Ba�gil de yeni bir medeniyet hamlesi yapma  ve Avrupa
k�lt�r�nden yararlanma ad�na mill� geleneklerimize s�rt �evirmenin
gere�i olmad���n� s�ylemektedir. Avrupa�dan metod y�n�yle ilim, fen ve
sanat geli�melerinin al�nmas�n�n yan� s�ra k�lt�r de�erlerinin
korunmas�n� belirtmekte ve Japonlar�n Bat� uygarl���n� bu y�ntemle
b�nyelerine kabul ettiklerini �rneklemektedir (Ali FuatBa�gil�den
aktaran: M�rsel, 1980, 218).

Avrupa k�lt�r�ne
gelince bir b�t�nl���n�n olmad��� apa��k ortadad�r. B�ylesi da��n�k
k�lt�r ortam�na sahip bir topluma yakla��mda �ok �zenli ve dikkatli
olunmas� bu nedenle bir zorunluluktur. Son y�llarda s�k�a kullan�lmaktra
olan  ��ok k�lt�rl�l�k� terimi yeni gibi g�r�nse de asl�nda eski
bir ge�mi�i vard�r. ��okk�lt�rl�l�k, k�lt�r y�n�nden �okluk demektir,
heterojen olmak demektir. �zellikle, 30 y�l i�inde patlak veren iki
d�nya sava��n�n her �eyi allak bullak etti�i y�zy�l�m�z Avrupa�s�nda
�nemli bir sorun. Avrupa�n�n her yan�nda g��menler, gergin i��iler,
ka�aklar, s���nma istekleri ve devletsizler.. Avrupa�n�n Bat�s�nda
do�um, e�itim, gelenek a��s�ndan kendini �evreleyen k�lt�rle temel
bir uyumsuzluk i�inde ya�ayanlar�n say�s� 15 milyona varmaktad�r (Uygur,
1996, 22). Avrupa�n�n bu manzaras�n� tarihimize bakarak d���nd���nd���m�z
takdirde, bir �ok farkl� k�lt�r�n ahenkli bir mozaik olu�turdu�u k�lt�rel
miras�m�z gibi zenginliklerimizin �nemini daha iyi anlayabiliriz.   

T�rk D�nyas�nda
K�lt�r De�i�imi:

K�lt�r de�i�mesinin,
hem ka��n�lmaz hem de gerekli bir olgu oldu�u art�k bilinmektedir.
Ancak bunun sonu�lar�, her zaman istendi�i gibi olmam��t�r. Zaten �o�u
kez bir de�i�ikli�i benimseyen kimseler, bunun daha ileride ne gibi
de�i�melere yol a�aca��n� kendileri de hesaplayamazlar. Daha �nce de
s�z� edildi�i gibi de�i�menin kendili�inden veya zorla olmas� farkl�
sonu�lar do�urur. Serbest k�lt�r de�i�meleri veya zorunlu k�lt�r
de�i�melerinin bir b�t�n olarak ele al�nmas� gerekti�i ortadad�r. Bu
gereklilik zaman zaman farkl� ifadelerle dile getirilmi�tir. �Bizim
i�in k�lt�r de�i�melerinin tetkikini zaruri k�lan son bir sebep de,
memleketimizin iki bu�uk asra yak�n bir zamandan beri bu muazzam
i�timai proses i�inde bilfiil bulunmas�d�r. Bundan dolay� bu zaman
zarf�nda k�lt�r de�i�melerinin hangi safhas�na vard���m�z�, onun bize
neler kazand�r�p neler kaybettirdi�ini; bu hususta ne kadar ba�ar�l�
oldu�umuzu; nerelerde, neden ve nas�l bocalad���m�z�; b�t�n bunlar�n
nedenlerini, sosyal-psikolojiye ait saiklerini bilmemiz, onlar�
d�nyan�n di�er k�s�mlar�nda meydana gelen de�i�melerinin sonu�lar�yla
kar��la�t�rmam�z, gelecekteki geli�imimiz hesab�na ink�r edilmez bir
de�er ta��maktad�r (Turhan, 1994, 32).

T�rklerin ge�irdi�i
k�lt�r de�i�melerinde, �zellikle son y�zy�lda mill� k�lt�re uymayan
etkilerden dolay� baz� uyumsuzluklar g�r�lmektedir. Ge�mi�e
bakt���m�zda  T�rk milleti �ok eski devirlerde �in k�lt�r� ile temasta
idi. Bozk�r hayat�n�n g�� �artlar�ndan b�kan baz� T�rkler, �inliler
gibi ya�amaya ba�lad�klar� zaman tembelle�tiler, madd� zenginliklere
dald�lar, sonunda �inlilerin idaresi alt�na d��t�ler. 8.yy�da �sl�m
k�lt�r�yle kar��la�an T�rkler, Araplarla ve �ranl�larla bir arada
ya�ad�klar� h�lde, kendi orijinlerinden pek bir �ey kaybetmedikleri
s�ylenebilir. Bu milletlerin k�lt�rlerinden, kendileri i�in faydal�
bilim, felsefe, edebiyat, sanat gibi �eyleri ald�lar ve onlar�
i�leyerek kendileri de ortak medeniyete bir �eyler katt�lar. Dillerini
ve geleneklerini koruduklar� i�in birlikleri bozulmad�. K�sa s�rede
�sl�m d�nyas�n�n idaresini ellerine almalar� sonucu �sl�m k�lt�r� ile
T�rk k�lt�r�n�n ayn� �ey gibi g�r�nmesini sonu� veren  bir homojenlik
olu�mas�na da neden oldular.

17.yy��n sonuna kadar
T�rklerin kendilerini her milletten �st�n g�rmeleri ve ger�ekten de o
tarihlere kadar �st�nl�klerini hep devam ettirmi� olmalar� ba��ms�z
tarih�iler taraf�ndan da kabul edilen bir ger�ekliktir. 18.yy�a kadar
ba�ka milletlerden sadece kendilerine �ok gerekli g�rd�kleri �eyleri
alan T�rklerin, bu d�nemden sonra devletin zay�f d��mesiyle, daha �ok
askeri alanlarda Avrupa �lkelerini �rnek almaya ba�lad���
g�r�lmektedir. 19.yy�a gelince ise hemen her alanda Avrupa
k�lt�r�n�n �lkenin i�ine girdi�i g�r�lmektedir. Bu zorunlu k�lt�r
etkile�imi d�neminin kilometre ta�lar�n�n; II. Mahmut D�nemi, Tanzimat
D�nemi, II. Abd�lhamit D�nemi, Me�rutiyet D�nemi ve daha sonra k�yde
ve b�y�k �ehirlerde meydana gelen k�lt�r de�i�meleri olarak belirlemek
m�mk�nd�r.

T�rk d�nyas�ndaki
k�lt�r de�i�imi ba�lam�nda tarih� kaynaklara ve ger�ekle�en
geli�melere bak�l�nca, �a�da� T�rk toplumunun tar�mc�l�k-hayvanc�l�k
a�amas�ndan sanayile�me-kentle�me a�amas�na ge�mekte oldu�u yani
�sanayi devrimi�ni ya�amakta bulundu�u s�ylenebilir. Bu ba�lamda baz�
sosyologlar�n k�lt�r�m�z�n tarihi kaynaklar� konusundaki �ok farkl� ve
birbirleriyle �eli�ik g�r��leri ba�l�ca be� ana ba�l�k alt�nda
toplanabilece�i s�ylenebilir (G�ven�, 1985, 118). Bunlar; Anadolucu,
Orta Asyac�, T�rk-�sl�mc�, Bat�c� ve K�lt�r Sentezci (bilimsel)
g�r��lerdir. Bu konudaki di�er farkl� g�r��lerin de
de�erlendirilmesinin ba�ka bir bilimsel analizi gerektirece�i
d���ncesiyle ayr�nt�lara girilmememktedir.

K�lt�r de�i�meleri
s�recinde hayranl�kla taklit edilen medeniyet mensuplar�n�n dikkatini
�ekip onlar�n ho�una gidecek eserler ortaya konabilir. �nceden terkedilmi�
sanatlardan ya da di�er k�lt�r �gelerinden baz�lar�n�n yeniden geli�tirilmesi
durumunda bu de�erlerin tekrar ihya, iktibas veya kabul edildi�i bilinmektedir.
�Filhakika bir vakitler ihmal edilmi� olan T�rk �inicili�inin, Avrupal�lar�n
ho�una gitmesi sayesinde ihya edildi�i hat�rlardad�r. Bazen de taklit
edilmekte olan medeniyette de bulundu�unun, onun da k�r� k�r�ne terk
veya ihmal edilmi� faydal� sanatlar�n, m�esseselerin ve unsurlar�n
sonradan yabanc� birer unsurmu� gibi biraz de�i�tirilmi� bir �ekilde
yeniden ithal  olundu�u g�r�lmektedir� (Turhan, 1994, 206).

K�lt�r ve Sanat:

�teden beri
tart���lagelmekte olan k�lt�r kavram�, ister istemez etkisi alt�nda
bulunan �sanat��n da k�lt�r-sanat ili�kisi ba�lam�ndaki tart��ma
ortam�na �ekilmesine neden olmu�tur. Bu iki temel kavram�n tan�m�na
girmeye gerek olmamakla birlikte, aralar�ndaki ayr�msamay�
yapabilmenin toplumun bu kavramlara ilgi d�zeyini ��renme bak�m�ndan
yararl� olaca�� d���n�lebilir. Sanat tan�m� gere�i; �zg�r, �zg�n, yeni,
tek, e�itici, y�nlendirici gibi �ok niteliklerle bezendi�i i�in ve
belli bir manev� k�lt�r anlay���na sahip birinin, sanat�n bu
niteliklerini nas�l kabul edece�i veya sanat� bu nitelikleriyle
anlamas�n�n muhtemel g�r�lemeyece�i g�r���nde olanlar vard�r (Erin�,
1992, 14). Ancak buna kar��n k�lt�r-sanat ili�kisinin daha mant�kl�
bir zemine oturtuldu�u de�i�ik g�r��lerin de varl���n� bilmek gerekir.

�Sanat� sevmenin iki
yolu vard�r. Birisi onu sevmemek, ikinci onu mant�ksal olarak
sevmektir.� diyen Boyda� (1996), ben bir ba�ka k�lt�re ait �ark�y�
duyabilirim, ya�ayabilirim, ancak onu mant�ksal olarak be�enebilirim,
demektedir. Evrensel k�lt�r ve sanat i�inde yer kapmak, yer tutmak
onlar� taklit ederek de�il, tersine onlara benzemeyerek, kendimiz
olmakla m�mk�nd�r. ��nk� k�lt�r de bir �sluptur. �nl� d���n�r
Epiktetos�un �u s�z� ne kadar anlaml�d�r; �Zira, s���nmak i�in de�il,
ke�fetmek i�in yabanc� ordugaha girerim.� Bu s�zden al�nacak ders
�udur: Sanat ve sanat e�itimi Bat� esteti�ine ve onun d�men suyuna
gitmek de�il, kendi mayam�z�n yo�urdu olan kendi sanat ve k�lt�r�m�z�n
do�as�n�, alan�n�, de�erini ve k�klerini ara�t�rmak ve sorgulamakt�r.

Yabanc� k�lt�r
etkileriyle olu�an sanat �r�nlerinden bir �ok �eyler al�nabilir.
�nemli olan, bu k�lt�rel ve sanatsal kazan�mlar�n aynen aktar�m� de�il,
yorumlayarak alabilme becerisidir. Bireyin, ki�isel k�lt�r ortam�nda
s�rd�rd��� ya�am�n� y�resel ve evrensel k�lt�r d�nyas�ndan edindi�i
de�erlerle s�sleyebilmesi, di�er bir ifade ile orijinal-�zg�n bir
ki�ili�e kavu�turabilmesi de �nemlidir. K�lt�r�n temelinde manev� veya
mill� k�lt�r denilen kavramlar�n varl��� evrenselli�e engel olarak
d���nmeyi gerektirmez. K�lt�r� yans�tan farkl� disiplinlerden olan
sanat�n ele al�nmas� durumunda bu daha a��k se�ik g�r�lecektir. ��nk�;
�Sanat k�lt�r� yans�t�r. Bir k�lt�r kendini e�tik�e, derinli�ine
indik�e ancak evrenselin m�jdecisi olabilir. Kendini tan�mayan insan
ba�kas�n� nas�l anlayabilir? Kendi b�bre�ini bilmeyen birisi,
ba�kas�n�n b�brek sanc�s�n� nas�l anlat�r? Bundan �u noktaya
gelebiliriz, k�k�nde gelenek olmayan hi�bir �ey ger�ekten yeni
de�ildir… Evrensel k�lt�r ve sanat i�inde yer kapmak, yer tutmak
onlar� taklit ederek de�il, tersine onlara benzemeyerek  kendimiz 
olmakla  m�mk�nd�r  (Boyda�,  1996, 8).

E�itim, k�lt�r ve
sanat alanlar�ndaki sosyal etkinlikler, belki sonu�lar� �abuk al�namayacak
�abalard�r. Fakat unutulmamal� ki, sanat bir toplumun en olumlu tomurcuklar�n,
filizlerini belirleyen bir aland�r. �E�itim, insan�n yeniden �retilmesidir.
K�lt�r ise, b�t�n bunlar�n birikimidir� (Kongar, 1994, 41-42). Sanat
etkinlikleri bunlar�n �r�nleri manev� k�lt�re g�re �ok daha h�zl�
de�i�en kesimdir. Bu kesim, madd� k�lt�r �geleri kadar h�zla geli�mese
bile, inan�lardan gelenek ve g�reneklerden �ok daha �abuk de�i�ir.
�stelik, sanat, edebiyat ve d���n yap�tlar�, bir toplumun manev� k�lt�r
alan�ndaki en ileri de�i�im tohumlar�n� da i�lerinde ta��rlar. Bir
ba�ka deyi�le, bir toplumun gelece�i, madd� k�lt�r �gelerinin etkisiyle,
onun sanat, edebiyat ve d���n etkinlikleri �er�evesinde filizlenir.
Sanat, edebiyat ve fikir insanlar�, bir bak�ma g�n�m�z�n yarg��lar�,
gelece�in habercileridir. Bu nedenle onlar gelecek toplumun en etkin
mimarlar� aras�nda yer al�rlar.

Sonu�

Sonu�ta k�lt�r ile
ilgili olarak, k�lt�r�n ak�l, ruh ve bilgi b�t�nl��� olan tin
tabakas�nda d���n�lebilece�i s�ylenebilir. Yani k�lt�r ve tarih
varl���m�z�n tinsel bir varl�k oldu�unu ileri s�r�lebilir. �Konuya
ontolojik a��dan bakt���mda varl�k tabakas�n�n �st katman�nda k�lt�r
tabakas� vard�r.� diyen Tunal� (1984, 161), �nemli bir ger�e�i
vurgulamaktad�r. Milletleri mutlu k�lan sadece teknoloji de�il, ayn�
zamanda k�lt�rd�r. Tinsel varl�k olarak kendisini hissettiren k�lt�r
olgusu, ortakla�a olu�an bir ger�ektir. Tinsel hayat b�y�d�k�e k�lt�r
hayat� da b�y�r.

Yak�n �a�lardan
17.yy�da Voltaire�nin k�lt�r kelimesini kullanmas�ndan g�n�m�ze,
k�lt�r hakk�nda �ok farkl� alanlarla ilgili olarak de�i�ik tan�mlar
yap�lageldi�i bir ger�ekliktir. Evrensel haf�zam�z olan k�lt�r�,
maddeci ve marksist a��dan insan�n elinden ��kan ve do�aya eklenen
de�erler olarak nitelemeden ziyade, toplumun kollektif bir anlay��la
ortak, tasa, kayg� ve inan��lar b�t�n� olarak tan�mlaman�n daha
sa�l�kl� bir yakla��m oldu�u s�ylenebilir.

K�lt�rler aras�nda
farkl�l�klar olabilir ve olmal�d�r. K�lt�rel s�n�rlar co�rafik
s�n�rlara g�re �ok daha derin oldu�u art�k herkesin bildi�i bir
ger�ektir. Dilin k�lt�r hayat�ndaki yeri de �ok �nemlidir. ��nk� dil,
k�lt�r�n adeta indeksidir. K�lt�rde olup da dilde olmayan bir �ey yok
denecek kadar azd�r ve bir homojenlik i�erisindedir. K�lt�r d�nyas�n�n
en sade ve kat�ks�z temsilcilerinin sanat��lar olmas� nedeniyle, sanat
da k�lt�r�n i�indedir. Bu nedenle k�lt�r ve sanat de�erlerinin
folklorik de�erlerle i� i�e oldu�unu bilmekte yarar vard�r. Sonu�
itibariyle bu ara�t�rmada literat�re dayal� olarak farkl� birka�
a��dan incelenmi� olan k�lt�r�, milletlerin en �nemli varl�k
nedenlerinden ve temel �gelerinden biri olarak alg�lamaya g�n�m�zde
daha �ok ihtiyac�m�z�n oldu�unu s�ylemek m�mk�nd�r.

Kaynak�a

AK�ORA, Erg�n�z
(1989). �Atat�rk�� D���ncede Mill� Tarih ve Mill� K�lt�r.� T�rk
D�nyas� Tarih Dergisi.
S.3, s,35.

BOYDA�, Nihat (1996).
�Sanat K�lt�r� Yans�t�r�. Mill� E�itim (Temmuz-A�ustos-Eyl�l),
S,131.

CEM, �smail (1973).
T�rkiye�de Geri Kalm��l���n Tarihi, Remzi Kitabevi, �stanbul.

ER�N�, S�tk� M.
(1995). K�lt�r Sanat Sanat K�lt�r, ��nar Yay�nlar�, �stanbul.

���� (1992). Sanat
Giri� ve Estetik,
Anadolu �niversitesi A��k��retim Fak�ltesi
Yay�nlar�, Eski�ehir.

GEL, H. Y�cel (1996).
�E�itimde Temel Anlay�� Anla��labilirlik, Uygulanabilirlik,
Geli�tirilebilirlik.�. Mill� E�itim (Temmuz-A�ustos-Eyl�l),
S,131.

G�NG�R, Erol (1980).
K�lt�r De�i�mesi ve Milliyet�ilik, T�re Devlet Yay�nevi,
Ankara.

���� (1996).
Sosyal Meseleler ve Ayd�nlar,
�t�ken Ne�riyat A.�., �stanbul.

G�VEN�, Bozkurt
(1985). K�lt�r Konusu ve Sorunlar�m�z, Remzi Kitabevi, �stanbul.

KONGAR, Emre (1994).
K�lt�r �zerine, Remzi Kitabevi, �stanbul.

MALINOWSKI, Bron�slaw
(1990). �nsan ve K�lt�r, �ev.Do�.Dr. M.Fatih G�M�� (1944),
Verso Yay�nc�l�k, Ankara.

M�RSEL, Safa (1980).
Devlet Felsefesi, Yeni Asya Yay�nlar�, �stanbul.

�ZLEM, Do�an (1986).
K�lt�r Bilimleri ve K�lt�r Felsefesi, Remzi Kitabevi, Ankara.

TANSU⁄, Sezer (1997).
�a�da� T�rk Sanat�na Temel Yakla��mlar, Bilgi Yay�nevi, Ankara.

TUNALI, �smail
(1984). Sanat Ontolojisi, Sosyal Yay�nlar�, �stanbul.

TURHAN, M�mtaz
(1994). K�lt�r De�i�meleri (Sosyal Psikoloji Bak�m�ndan Bir Teknik),
Marmara �niversitesi �lahiyat Fak�ltesi Vakf� Yay�nlar�, �stanbul.

UYGUR, Nermi (1996).
K�lt�r Kavram�, Yap� Kredi Yay�nlar�, �stanbul.

AN
ANALYSIS REGARDING DEFINITIONS OF THE CONCEPT OF CULTURE

Abstract

In this research, the
concept of �culture� was studied according to literature data. The
culture is one of the most significant fundamental elements of
nations.

In the study,
different definitions of culture have briefly introduced within its
historical chronology and classification along with some comments.
Also, the relationship between cultural change, culture and art has
been discussed. 

Key Words:
Culture, cultural
change, culture-art

Yazı kaynağı : dhgm.meb.gov.tr

Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

About admin

Check Also

20

20 Source link

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.