Kategoriler
Uncategorized

koronalı biriyle temas ettikten kaç gün sonra test yapılmalı

koronalı biriyle temas ettikten kaç gün sonra test yapılmalıi bilgi90’dan bulabilirsiniz

Kuluçka 2 Gün Kadar Kısa 14 Gün Kadar Uzun Olabiliyor!

Kuluçka 2 Gün Kadar Kısa 14 Gün Kadar Uzun Olabiliyor!

Kuluçka 2 Gün Kadar Kısa 14 Gün Kadar Uzun Olabiliyor!

Dünyada ve ülkemizde bir salgın halini alan Koronavirüsle mücadelede en önemli konunun doğru bilgilendirme olduğuna dikkat çeken uzmanlar, yetkili isimlerin dikkate alınması gerektiğini vurguluyor.

Uzmanlar, çok farklı konuşmalar ve bilgiler arasında kafası karışanlar için Sağlık Bakanlığı’nın rehberleri kapsamında doğru bilgilendirme yapmanın önemine dikkat çekti. Koronavirüste kuluçka dönemi 2 gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabileceğine dikkat çeken Dr. Songül Özer, birinci ve en önemli kuralın el yıkamak olduğunu söyledi. Özer; “El yıkamada da bir sınır var, burada önemli olan her dakika el yıkamak değildir. Kapalı bir yere girdik, otobüse bindik, evimize geldiğimizde elimizi normal su ve normal sabunla yıkayalım” uyarısında bulunuyor.

Üsküdar Üniversitesi NPİSTANBUL Beyin Hastanesi Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Songül Özer, Koronavirüsün hayatımızda uzun süredir olduğunu belirterek salgınla mücadelede en önemli konunun bilgilenme olduğunu söyledi.

Grip belirtileri ile başlıyor!

Koronavirüs’ün grip gibi belirtilerle başladığını belirten Dr. Songül Özer; “Bu belirtiler burun akıntısı, kuru öksürük, hafif bir baş ağrısı gibi olabilir ama en önemli belirti 38 dereceyi aşan ve çok uzun süren bir ateş. Sonra kuru öksürük ya da süratle tipik olan solunum sıkıntısı bulgusu, nefes alamama oluyor. En tipik belirti budur. Gripten bir farkı hasta çok daha hızlı kötüleşiyor. İkincisi de gripte kas-eklem ağrısı, halsizlik, yatağa düşme belirtisi çoktur ama grip çok nadiren zatürre yapar ama bu koronavirüs başlangıçta çok hafif oluyor, sonrasında derhal zatürre yapıyor” dedi.

Nasıl bulaşır? Virüsün kuluçka dönemi nedir?

Özellikle sosyal medya kanallarında doğru olduğu söylenen ama aslında yanlış olan ifadeler dolaştığına dikkat çeken Dr. Songül Özer Koronavirüs’ün bulaşma ve kuluçka dönemi hakkında şunları vurguluyor: “Sosyal medyada çok fazla şey söyleniyor ama bunların bir kısmı yanlış. Bulaşma durumu ile ilgili diyelim ki virüsü kaptık, bunun 2 ile 14 gün arasında kuluçka dönemi bulunuyor. Bugüne kadar olan vakalara baktığımızda çoğunlukla beş ya da altı gün sürdüğünü görüyoruz. Kuluçka dönemi iki gün kadar kısa 14 gün kadar uzun olabilir. Kuluçka dönemi nedir dersek; virüsü aldıktan sonra ilk belirtileri kendinizde görmeye başlayana kadar geçen süre demektir. Hapşırma, öksürme, göz yaşarması ve yüksek ateş ilk belirtilerdir. Tabi ki solunum yolu enfeksiyonu olduğu için solunum salgılarıyla bulaşıyor. Kan yoluyla, idrar yoluyla, yediğimiz içtiğimiz gıdalar yoluyla bulaşmıyor, bu kesinleşti. Mutlaka virüs taşıyan solunum çıktılarının hapşırık veya öksürükle dışarıya saçılması lazım. Bunlarla sağlam kişiyle aramızda bir metreden daha yakın bir mesafe olduğunda ya onun direkt yüzüne karşı hapşırıp öksürmemiz lazım ya da bizim solunum salgılarımızın cansız bir yüzeye bulaşması ve o yüzeyin temizlenmeden bir başka kişinin çıplak eliyle değmesi ve elini de yıkamadan ağzına, gözüne, burnuna değmesi gerekiyor. Yani mutlaka bir solunum salgısı, virüs taşıyan bir solunum salgısı olması gerekiyor. Burada Sağlık Bakanlığının rehberinde de yayınlandığı gibi şu çok önemli: Bir metreden yakın mesafe ve on beş dakikadan uzun süreli temas. Bu iki cümlenin unutulmaması gerekiyor. Kuluçka dönemindeki bir kişi veya belirtileri hafif seyreden bir insanın da bulaştırıcı olabileceğini unutmamamız gerekiyor.”

Koronavirüs kapan herkes ölüyor mu?

Koronavirüs ile ilgili çok rehavete kapılmadan ama çok panik de yapmadan gerekli tedbirlerin alınması gerektiğini vurgulayan Dr. Songül Özer; “Uçlarda olmadan tedbirimizi almamız gerekiyor. Ne ile karşı karşıya olduğumuzu bilmek ama korkmadan doğru hareket etmek gerekiyor. Çok rehavet içinde olmak ‘abartılıyor, normal bir grip, geliyor ve geçiyor, öldürmüyor’ demek çok yanlış. Dünyadaki ölüm sayısı yüksek rakamlara ulaşmış durumda ancak çok panik yapmak da yanlış. Çok panik olmak aşırı dezenfektan tüketimi ve aşırı el yıkama gibi eylemler insanın psikolojisini bozabilir. Önlemleri almak gerekiyor. Bazı kişiler daha riskli, bu hastalık geçtiğinde belirtileri çok daha ağır seyrediyor. Bu nedenle yaşamını kaybeden insanlar o riskli gruptakiler oluyor. Bunlar 65 yaş üstündeki büyüklerimiz. Beraberinde başka bir hastalığı olanlar, kalp yetmezliği, kronik böbrek yetmezliği, akciğer hastalığı olanlar riskli grup oluyor. Bunlardan en önemlisi KOAH hastaları dediğimiz solunum sıkıntısı çekenler. Vücudunun her hangi bir yerinde kanser teşhisi konulmuş olanlar, yine aynı şekilde kemoterapi, radyoterapi alanlar, organ nakli yapılmış olanlar. Bu kişiler birçok hastalık gibi Koronavirüs enfeksiyonuna karşı da riskli gruplardır” dedi.

Pandemi ile mücadelede önlemler basamak basamak alınır

Sağlık Bakanlığı’nın çalışmalarının önemine dikkat çeken Dr. Songül Özer; “Alınan tedbirlerin hepsinin neden bir arada yapılmadığı ile ilgili soru işaretleri var. Şunu belirtmek isterim ki pandemi ile mücadelede önlemler basamak basamak alınır. Vakaları izliyoruz, hastalığın gelişimine bakıyoruz, tedbir seviyesini bir derece daha sıkılaştırıyoruz. Bu basamak halinde olmazsa bu sefer sosyal hayat sıfırlanır. Panik yapmayın deyip diğer yandan bütün önemleri tek bir anda alırsak çok fazla paniğe neden olursunuz. Tedbirli olmak, izlemek, tedbiri sıkılaştırmak biz uzmanların işidir. O nedenle uzmanların, Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulunun söylediklerini uygulamak gerektiğini vurguluyoruz. En önemli mücadele budur” dedi.

Koronavirüs için birinci ve en önemli kuralı el yıkamak

Koronavirüs’te birinci ve en önemli kuralın el yıkamak olduğunu vurgulayan Dr. Songül Özer; “El yıkamada da bir sınır var, burada önemli olan her dakika el yıkamak değildir. Kapalı bir yere girdik, otobüse bindik vs. evimize geldiğimizde elimizi normal su ve normal sabunla yıkayalım. İllaki anti bakteriyel sabunlara ihtiyacımız yok. Normal sabun ve normal çeşme suyu bizim için yeterli. Suyun ısısı da önemli. Ellerimizi normal oda ısısındaki su ile yıkamalıyız. Aşırı derecede sıcak su cildinizde tahrişe ve gözeneklerde açılmaya neden olur, gözenekler açılınca da Koronavirüs değil ama başka mikro organizmaların girişi kolaylaşır. Normal suyla ve normal sabunla elinizi yirmi saniye kadar bir süreyle yıkamanız yeterlidir. Su bulamadığımızda alkol bazlı dezenfektan mı kullanacağız? Alkol bazlı dezenfektanın elinizdeki kiri gidermediğini, temizlemediğini bilin. Aksine fikse eder yani kalıcılaştırır. Alkol bazlı dezenfektan temiz olanın temiz kalmasını sağlar. Yani elinizi kirliyse normal su ve sabunla yıkayacaksınız ondan sonra gerekirse dezenfektanı kullanacaksınız. Esas olan su ve sabundur” dedi.

Kimler nasıl maske kullanmalı?

Açık havada tek başına ya da arada bir metreden fazla mesafe olan insanların bulunduğu bir yerde maskeye ihtiyaç olmadığını söyleyen Dr. Songül Özer, “Bir metrelik mesafe on beş dakikadan uzun süre temas konusunda dikkat etmek gerekiyor. Bu cümleyi neden hep söylüyoruz biraz düşünmemiz lazım. 15 beş dakikadan uzun bir süre kapalı bir ortamda bir metreden yakın temas ne demek? Restorana girdiniz, çok sıkışık bir yer. İlla girmek zorundaysanız birileriyle iletişim kurmak zorundaysanız maskenizi takın. Bilmiyorsunuz çünkü karşınızdaki insanın ne olduğunu. Ama normal şartlarda panik bir halde her yere de maskeyle gitmenize gerek yok. Özellikle açık havada yürürken takmak yanlış. Ama metrobüse binmek zorundasınız, sıkışık bir ortam orada tabi ki maskenizi takın. Sadece korona için değil. Şu gerçeği unutmayalım; bugün için Türkiye’nin ve dünyanın Koronavirüs’ten sonraki ikinci gerçeği influenzadır. Yani mevsimsel grip. O nedenle dikkat etmek gerekiyor” dedi.

Nasıl bir maske kullanmak gerekiyor?

Hastaları muayene ederken bile normal maske taktığını ifade eden Dr. Songül Özer; “Piyasada bir sürü maske bulunuyor. Mesela ben hastayı muayene ederken belli bir mesafedeyim. Ama ne zaman ki hastanın boğazından örnek almam gerekiyor ya da ağzının içini muayene etmem gerekiyor o zaman N95 tipi maske takıyorum. Bizi koruduğunu düşündüğümüz maskenin aslında bir bulaşma yolu olduğunu unutmayalım. Maske takılıyor, onu suratındayken elliyor ve elledikten sonra da ellerinizi yıkamıyorsanız bu yanlış. Maskelerin hiçbirinde mikrobu önleyici kimyasal madde yoktur. Maske bir filtredir. Maske gelen mikro organizmayı üzerinde tutar. Bir maskeyi 4-6 saatten daha uzun bir süre takmamalıyız. Bu süreyi doldurduktan sonra maskeyi kulak kısmından tutarak çıkartıp, kapaklı bir çöp kutusuna atmak ve elleri su ve sabunla yıkamak gerekiyor” dedi.

Yurt dışından gelenler ne yapacak?

Kesin vaka ile temas edenlere şüpheli vaka dediklerini söyleyen Dr. Songül Özer; “Şüpheli vaka dediğimiz kişilerin laboratuvarda testi pozitif çıkmış olan kişiyle 1 metreden yakın ve 15 dakikadan uzun bir süre temas etmiş olması lazım. Şüpheli vaka, boğazından ve burnundan sürüntü örneği alınarak laboratuvara gönderilip, test çalışılıp pozitif çıkana kadar şüpheli vakadır. Eğer testin sonucu negatif gelirse şüpheli vaka kesin vakaya dönüşmez. Bir süre için şüphe ortadan kalkar. İzlemeye devam edilir. Kesin vaka olabilmesi için laboratuvardan pozitif sonucun gelmesi lazım. Şüpheli vakayla temas edene de yakın temas diyoruz. Sağlık Bakanlığının bu durumda önerisi evde karantina. Peki, bunu nasıl yapacaksınız? Mümkünse ayrı bir odada yatacaksınız, ortak eşyalarınızı ayıracaksınız. Bulunduğunuz odayı sık sık havalandıracaksınız. Evdeki ortak alanlara geçerken maske takmalı ve tabi ki el yıkama kurallarına da uymalısınız. Çamaşırlar 60-90 derecede normal deterjanla yıkanması önemli. Normal tabak bardak çatal kullanabilir ama bulaşık makinasında yıkanmasını tavsiye ediyoruz” dedi.

Gebeler kendilerini daha sık korumalılar

Koronavirüs’ün solunum salgılarıyla geçtiğini belirten Dr. Songül Özer; “6 ay ve üzerindeki gebeleri izlediğimizde gördük ki, Koronavirüs’ün kan yoluyla veya plasentayla geçişi bulunmuyor. Virüs taşıyan anneler çocuklarını emzirebilirler. Süte geçmiyor. Virüs daha yeni olduğu için 1 ve 2’nci trimesterdaki anneleri izleyemedik. Onlar henüz doğum yapmadılar çünkü. Ama bu tür bulaşıcı hastalıkların özellikle ilk üç ay içerisindeki gebelere etkili olduklarını da biliyoruz. Yani ilk üç aydaki gebeler kendilerini diğer insanlara göre daha sık korumalılar” dedi.

Kalabalık ortamlarda bulunmamak lazım!

Sağlık Bakanlığının açıklamalarına dikkat çeken Dr. Songül Özer; “ Herkes üzerine düşen tedbirleri almalı. Okullar gezmek için tatil edilmedi. Bunun bilincine varalım. Akraba ziyaretlerini bir süre gerçekleştirmeyelim. Mümkün olduğunca insanların arasına karışmayalım. Bağışıklık sistemimiz çok önemli. Bu hastalığın ilacı yok demek, elimiz kolumuz bağlı oturuyoruz demek değildir. Denenen ilaçlar var. Sadece tam olarak şu ilaç diyemiyoruz. Bu hastalık antijenik yapı olarak SARS’a çok benziyor. SARS’ı yok etmeyi başardık. O yüzden çok da paniğe kapılmamak lazım. Ama birebir spesifik ilacı henüz yok. Aşı da geliştiriliyor ama en az 1 yılı var” dedi.

Yazı kaynağı : npistanbul.com

Koronavirüs, belirtiler başlamadan önce ve hastalığın ilk haftasında EN BULAŞICIDIR

Koronavirüs, belirtiler başlamadan önce ve hastalığın ilk haftasında EN BULAŞICIDIR

Mart 2020’de yayımlanan iki yeni araştırma, koronavirüsün insanların burun ve boğazlarında kolayca çoğalabildiğini ve insanlar hasta olduklarının farkında olmadan bulaşabildiğine dair en güçlü kanıtları sundu. Bu nedenle sosyal mesafeyi arttırma, gerekli olmadıkça evden çıkmama, hijyen kurallarına uyma, gerekli kişiler için izolasyon ve karantinaya dikkat etme salgının daha fazla yayılmaması ve ölümlerin artmaması için hayati önem taşımaktadır.

COVID-19 pandemisini kapsayan kapsamlı çabalar tüm dünyada yürürlüğe girdiğinden, araştırmacılar sadece hastalar en bulaşıcı olduğunda verileri almaya başlıyor.

Hastalığa neden olan SARS-CoV-2 virüsü ile enfekte olan insanlar, semptomları (belirtileri) olmadan önce ve sonra virüs için pozitif test edebilirler. Ancak Almanya’da virüs tespit edilen dokuz kişiyle yapılan ve 8 Mart 2020’de yayımlanan yeni bir çalışma, semptomlar olmadan ve hastalığın ilk haftasında insanların çoğunlukla bulaşıcı olduğunu gösteriyor (kaynak 1).

Yukarıda, bir insan hücresini (gri) parçalayıp çıkan yeni koronavirüslerin (turuncu) elektron mikroskop fotoğrafı. Kaynak: National Institute of Allergy and Infectious Diseases-Rocky Mountain Laboratories / NIH

Araştırmacılar, bu ilk hafta boyunca burun ve boğaz bezlerinin yaklaşık yüzde 17’sinden ve balgam örneklerinin yüzde 83’ünden bulaşıcı virüsleri izole etti.

Hastalar burun ve boğazlarında milyonlarca virüs tespit edildi ki bu SARS hastalarında üretilenin yaklaşık 1000 katı kadardır

Bu ağır virüs yükü, yeni koronavirüsün neden bu kadar bulaşıcı olduğunu açıklamaya yardımcı olabilir.

Bilim adamları bu dokuz kişiyi koronavirüse maruz kaldıktan bir süre sonra belirlediler, bu yüzden araştırmacılar insanların tam olarak virüsü vermeye ne zaman başladığını bilmiyorlar.

Belirtilerin sekizinci gününden sonra, araştırmacılar virüsün genetik materyali olan RNA’yı hasta çubuklarında veya örneklerinde tespit edebildiler, ancak artık bulaşıcı virüs bulamadılar. Bu, vücudun bağışıklık sisteminin SARS-CoV-2’ye karşı yaptığı antikorların hücrelerden çıkan virüsleri öldürdüğünün bir göstergesi.

Çalışma ışığa önemli bir nokta getiriyor; Bir test çubuğu veya numunede RNA veya bir virüs parçası bulmak, virüsün “canlı” veya bulaşıcı olduğunu garanti etmez.

Bilgi eksikliği, yanlış haberler veya algı, toplumu yanlış yönlendiriyor; hafif hasta olduğunuzda veya hiçbir belirti göstermediğinizde bile çok fazla virüs yayıyorsunuz, bu da virüsün neden bu kadar kolay yayıldığını açıklıyor. Bu nedenle sosyal mesafe önlemleri çok önemli.

Ama cesaret verici haberler de var. Antikor üretiminden sonra, yani hastalığa yakalandıktan yaklaşık 10 gün sonra, insanlara bulaştırma olasılığınızın çok azalır.

Wendtner ve meslektaşları dokuz hastayı her sabah hastanede kaldıkları süre boyunca testler yaparak kan, idrar, dışkı, burun ve boğaz bezlerini toplayarak ve insanlardan balgam veya balgam öksürmelerini istediler. Wendtner, “Hastalarla öğreniyorduk, çünkü onları taburcu etmek için en iyi ve en güvenli zamanın ne zaman olacağını bilmiyorduk” diyor.

Bu hastalarda burun ve boğazdan yüksek virüs bulaşması seviyeleri enfeksiyonun çok erken dönemlerinde gerçekleşmişti – test sırasında çoğu hastanın üst solunum yolu virüsü üretimi zaten zirve yapmıştı. Enfeksiyon ilerledikçe, virüs akciğerlere daha derine iner.

Ekip hiçbir zaman kanda veya idrarda virüs kanıtı bulamadı; fakat virüse karşı bağışıklık sisteminin geliştirdiği antikorlar bulunabilir. Bunun üzerine hastanede tedavi edilen diğer COVID-19 hastalarından bu kan ve idrar örneklerini toplamayı bıraktı. Araştırmacılar dışkıda viral RNA tespit etti, ancak orada bulaşıcı virüs yoktu. Bu, virüsün şu ana kadar bilinmeyen dışkı yoluyla yayılmadığını göstermektedir.

Hasta bir kişinin 1 kez hapşırmasının, ortamdaki diğer kişiye/kişilere bulaştırma için yeterli olduğu bulundu. Bu, yeni koronavirüsünün enfektivite aktivitesinin oldukça yüksek olduğunu gösteriyor. Ayrıca sağlık çalışanlarının da yüksek risk altında olduğunu…

Çalışmadaki hastalar, belirtilerin başlamasından yaklaşık 6 ila 12 gün sonra virüse karşı antikor yapmaya başladı. Antikor üretimi başladığında, araştırmacılar hala balgam, burun ve boğaz bezlerinde yüksek seviyelerde viral RNA buldular, ancak hastalar artık bulaşıcı virüs bırakmıyorlardı.

Bu nedenle karantina için 14 gün güvenlidir ve bu basit öğüdü tutmamız gerekir.

Yeni koronavirüsün çok erken dönemde bulaştırıcı olduğuna dair bir diğer güçlü kanıt 16 Mart’ta yayımlanan Science makalesinden geldi:

Ruiyun Li ve arkadaşlarının yaptığı çalışmada, SARS-CoV-2 ile ilişkili kritik toplumsal özellikleri çıkarmak için, hareketlilik verileri, ağa bağlı dinamik bir metapopülasyon modeli ve Bayesian çıkarım ile birlikte Çin’deki bildirilen enfeksiyon gözlemlerini kullandılar. 23 Ocak 2020 seyahat kısıtlamalarından önce tüm enfeksiyonların % 86’sının belgelenmediğini buldular. Bu çalışmada, belgelenmiş vakalarının %79’unun, belgelenmemiş vakalardan kaynaklandığı bulundu. Bu da SARS-CoV-2 virüsünün coğrafik olarak neden bu kadar hızlı yayıldığını açıklamaktadır.

*

Koronavirüs testi kimlere yapılmalı?

Artık yurt dışından gelmiş olmak veya yurt dışında gelen birisiyle temas etmiş olma şartı aranmaksızın, ateşiniz, öksürüğünüz ve nefes darlığınız var ve burnunuz akmıyorsa sizde virüs olabilir. Bu kategorideki herkese test yapılmalı.

Buna karşın, yeni koronavirüsle enfekte kişilerin çoğu, herhangi bir belirti vermeden hastalığı geçiriyor, ama bu dönemde de bulaştırıcı olmaya devam ediyor. Bu nedenle, koronavirüs testi yapılması için semptom (belirti) görmeyi beklememek gerektiği de ayrı bir gerçek. Fakat şu an sağlık sistemleri bu kadar kişiye test yapacak kapasitede değil. Bu durumda sosyal mesafeyi arttırmanın ve evde kalmanın önemi bir kez daha ortaya çıkıyor!

SARS-CoV-2 adlı yeni koronavirüsün tanısı için iki ana çeşit test vardır:

PCR testi, nazofaringeal örnekten (geniz ve burun sürüntüsü) virüs genomunun – ki bu koronavirüs için RNA‘dır – tarandığı testlerdir. İşlem 45 – 90 dk arası sürmektedir. Buna moleküler tanı testi de denmektedir.

Hızlı tanı testlerinde ise virüsün antijenleri ya da virüse karşı insan bağışıklık sisteminin geliştirdiği antikorlar taranır. Hızlı tanı testleri hem geniz ve burun sürüntüsünden hem kandan bakılabilir. Geniz ve burun sürüntüsünden bakıldığı zaman aranan şey virüs antijenidir; kandan bakıldığı zaman aranan şey ise virüse karşı gelişen antikorlardır.

Şekil 1: Aşağıda, koronavirüs test çeşitleri ve hangi örnekten çalışıldığı görülebilir.

*

TÜM KORONAVİRÜS YAZILARIMIZ

*

Yazı kaynağı : www.drozdogan.com

Covid-19 testleri ne zaman yapılmalı?

Covid-19 testleri ne zaman yapılmalı?

Corona virüsü (Covid-19) hastalığının laboratuvar teşhisi için PCR ve antikor (serolojik) testleri uygulanıyor. Uygulanan bu iki testle ilgili açıklamalarda bulunan Enfeksiyon Hastalıkları ve Mikrobiyoloji Uzmanı Dr. Mustafa Ekici, “PCR testleri hastalığın ilk döneminde, vücutta daha antikor oluşmadığı dönemde yapılan testlerdir. Hastanın boğaz, burun ve genzinden sürüntü alınarak yapılır.

Pozitif değer, kesin tanı olarak kabul edilir. Sonucun negatif çıkması ise kesin olarak hastalığın olmadığı anlamına gelmez.Hâlâ kişide Covid-19 hastalık bulguları görülüyorsa, tekrar değerlendirilip gerekirse ikinci kez sürüntü alınarak bir test daha yapılır” diye konuştu.

10. GÜNDE TESPİT EDİLİYOR

Dr. Mustafa Ekici, antikor (serolojik) testleri için ise şu bilgileri verdi:
“Covid-19 hastalığını semptomatik veya asemptomatik (hastalık belirtisi olmadan) geçirenlerde bir süre sonra kan (IgM, IgA, IgG) yapısında antikorlar oluşur. Hastalığın erken döneminde yeterli antikor oluşmadığında bu testler, erken dönemde tanı amaçlı kullanılmaz.

IgMantikorları, hastalığın 6-7’nci gününden sonra pozitifleşmeye başlar. Genellikle 10’uncu günde belirgin hale gelir. IgM antikorları, kişinin virüsle karşılaştığını ve hastalığı geçirmekte olduğunu gösterir. IgG antikorları, hastalığın 2. haftasında genellikle 10-14’üncü günlerinde tespit edilmeye başlanır.

IgG antikorları, hastalığa karşı bağışıklığı gösterir. IgA antikorları da kanda tespit edilebilir. Ancak rutinde teşhiste sık kullanılmaz. Serolojik (antikor) testleri (IgM, IgG, IgA) kandan bakılarak yapılır. Bu testler, ELISA veya hızlı kart test yöntemiyle yapılabilmektedir.”

ASEMPTOMATİK KİŞİLER NASIL TESPİT EDİLEBİLİR?

Mevcut bilgilere göre hastalığı geçiren kişilerde gelişen antikorların koruyuculuk sürelerinin bilinmediğini de vurgulayan Uzm. Dr. Mustafa Ekici, “Hastalığı geçirip zayıf antikor gelişenlerde veya antikor oluşturmayanlarda tekrar hastalığa yakalanma ihtimali oluşabileceği, ancak hafif seyirli olabileceği düşünülmektedir.

Serolojik testler tarama veya toplum bağışıklığını tespit etmek amacıyla yapılabilir. Asemptomatik kişiler serolojik testler ile tespit edilerek toplumdaki yaygınlık oranı saptanabilir. Mevcut kullanılan antikor testlerinin performansları, üretici firmaların verdiği bilgilerle sınırlıdır.

Testlerde yalancı pozitif veya yalancı negatif sonuçlar olabilmektedir. Sonuç olarak klinik şikâyetleri olan hastalarda öncelikle PCR testi yapılmalıdır. Asemptomatik vak’alarda ve toplum taramasında antikor testleri kullanılabilir. Asemptomatik veya fark etmeden hastalığı geçirmiş kişilerde IgG antikorları pozitif bulunursa, immün plazma yönünden değerlendirilebilir. Bu kişilerde PCR testinin mutlaka negatif olması şartıyla başka hastalar için serum alınabilir” ifadelerini kullandı. İHA

Yazı kaynağı : www.sozcu.com.tr

Yorumların yanıtı sitenin aşağı kısmında

Ali : bilmiyorum, keşke arkadaşlar yorumlarda yanıt versinler.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.