Çağımızın hastalığı depresyon! Kimler risk altında?

Genel olarak major depresyon yaygınlığı % 3-5 kadardır. Bir yıllık yaygınlık yaklaşık % 2-6 olarak verilmektedir. Risk etkenleri arasında genel olarak kadın olmak, ailede psikiyatrik hastalık olması, stresli yaşam olayları, yetersiz ebeveyn bakımı , erken olumsuz yaşantılar, bağımlı ve obsesif özellikler gibi kişilik özellikleri, güvenli olmayan bağlanma stili, kronik psikiyatrik ve bedensel hastalık, sosyal destek azlığı gibi çeşitli nedenler sayılabilir.Psikolojik risk faktörleri ise problem çözme becerisi, düşünce tarzı, başa çıkma becerileri, yaşam deneyimlerini yorumlama ve bunlara tepki verme şeklimizle ilişkilidir. Yani başımıza gelen olaylar ile onları nasıl yorumladığımız ve yüklediğimiz anlam arasında önemli fark vardır.

Sosyal ortamda depresyon genellikle ilişkiler bağlamında ortaya çıkar. Sevdiklerinizin ölümü, ayrılık ve boşanmalar, arkadaşlar veya otorite figürlerinin beklentilerinizi karşılamaması depresyon riskini önemli ölçüde arttırabilir. Yıkıcı ve acı veren ilişkilerde depresyon çok daha olasıdır. Yaşanılan toplumun kültürü de belirleyicidir. Bizimki gibi sosyal aidiyeti vurgulayan kültürlerde depresyon oranları yüksektir.

Depresyon geçirmeye yatkın kişilerin genellikle “kimseyi incitmemeye, herkesi hoşnut etmeye, iyiliksever olmaya eğilimli, aşırı duyarlı, titiz, sorumluluk duygusu güçlü, yakınlarına aşırı bağlı ve bağımlı, kendisinden ve yakınlarından yüksek beklentileri olan, mükemmeli arayan, onurlarına düşkün, öfke duygularını dışa vurmayan, çabuk etkilenen ve üzülen meraklı kişiler” olduğu bildirilmektedir.

Psikanalitik açıdan, dışarıya vuramadığımız öfke ve düşmanlık duyguları içe dönmekte, insanlar bunların acısını kendilerinden çıkarmaktadırlar. Bilinçdışında yaşanan bu durum depresyonu doğurmaktadır.
Genetiğimiz ise bazen bizleri doğuştan depresyona daha yatkın kılar. Bu kişiler duyarlılıklarından dolayı stres karşısında diğer insanlara göre daha sık ve kolay depresyona girerler.

Depresyonun kendine saygıyla ilişkili bir yanı da vardır. Kendi değerlerinin bilincine varamamış, özsaygısı zayıf bireyler depresyona açıktır. Depresyon tedavisinde terapide kişinin kendisini hataları ve zayıflıklarıyla kabullenmesini sağlamak, terapistler için önemli bir hedeftir. Bunu içselleştiren hasta depresyonu yenecektir. Bu bağlamda, depresyona yol açan öğrenme öyküsü mercek altına alınır. Yaşamlarında olumlu destekten mahrum olan bireyler depresyona girebilir. Kendinizi mutsuz ve güdülenmemiş hissetmeniz, yaşamınızda çok az şeyi yapmaya değer buluyor olmanızdan kaynaklanabilir. Kontrol edilemeyen olaylar yaşandığında bir çaresizlik algısı gelişirse bu genellenerek depresyon belirtilerini ortaya çıkarabilir.

Bizler duygulardan oluşan varlıklarız ve olumlu olaylar karşısında mutlu ve iyi hissetme deneyimimiz ne kadar değişkense, aksi durumda da aynısı olacaktır. Herkes işini kaybedip depresyona girmiyor. Önceden var olan hangi düşünceler, duygular, değerler veya algıların depresyona neden olduğu konusunda iç görüye sahip olduğunuzda hem bir tedavi hem de önleme planı geliştirmiş olursunuz. Bu da depresyon gibi psikiyatrik bozuklukları önlememize yardımcı olduğu gibi daha sağlıklı bir ruhsal yapıya sahip olmamızı sağlayacaktır.

haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber haber